Etiket arşivi: mısırlılar

Mısır Kraliçesi Tiye

Tiye (MÖ 1398 – MÖ 1338), III. Amenhotep’in eşi ve Akhenaton ya da IV. Amenhotep’in annesi olan Mısır kraliçesidir. Eşinin ölümünden birkaç yıl sonra oğlunun hükümdarlığı döneminde öldü. Tiye, Luvi halkındandı. Nitekim İsviçreli jeoarkeolog Eberhard Zangger, “Luvi Uygarlığı Ege’nin Bronz Çağındaki Eksik Halka” adlı eserinde (s.16), o dönemin en zengin ve en güçlü hükümdarı olan Firavun III. Amenhotep’in bir Luvi prensesiyle evlenmek istediğini belirtir. Tiye, Anadolunun en eski halkından Luvilerin kadim inancına bağlıdır ve bu inancı Mısır’a taşır. Mısırbilimciler, Tiye’nin babası Yuya’nın, mumyasının özellikleri ve adının çok farklı yazılışları nedeniyle yabancı kökenli olduğunu öne sürmüşlerdir. Bazıları, kraliçenin güçlü siyasi ve geleneksel olmayan dini görüşlerinin sadece güçlü bir karaktere değil, aynı zamanda yabancı bir kökene de bağlı olabileceğini öne sürüyor.

XVIII. Hanedanından Firavun III. Amenhotep’in karısı, Akhenaten’in annesi ve Tutankhamun’un büyükannesi, Kraliçe Tiy’in yüzünün, üç kez yüz rekonstrüksiyonu.

Bok Böceğinin Hikayesi | Bok Böceğinin Faydaları

Bok Böceğinin Hikayesi | Bok Böceğinin Faydaları

Bok böceğini bilirsiniz, bokları yuvarlaması ile bilinir ve herkes tarafından sevilmeyen bir hayvandır. Sözde hayvanseverim diyenler de bu hayvanı gördüğü yerde ayağı ile ezmektedir. Gerçi bizdeki hayvanseverlerin hayvan sevgisi sadece kedi ve köpek ile kısıtlıdır. Çünkü kedi ve köpeği İnstagrama atıp beğeni kasabiliyorsunuz ancak bok böceğini kim beğenir? Adamın biri bir gün bahçesinde otururken hayvan dışkısından top yapan bir böcek görür. Böcek ayakları ile pisliği yuvarlayarak giderken içinden şöyle geçirmiş:

Ey Allah’ım! Her şeyi çok güzel çok hoş yaratmışsın da, şu böceği sırf pislikle uğraşsın diye mi yarattın? Aradan bir kaç ay geçmiş adam talihsiz bir hastalığa yakalanmış. Derdine kimseler çare bulamamış.

En sonunda bilge bir doktor “Bak demiş bazen bahçelerde gezen bir böcek olur ayakları ile pislik yuvarlar işte o yuvarladığı pisliklerden 40 gün boyunca aralıksız yiyeceksin” demiş.

Adam 40 gün boyunca o pislikleri yemiş ve iyileşmiş. Aradan yıllar geçmiş aynı adam gemiye binmiş ve denizin ortasında çok büyük fırtınaya yakalanmışlar. Herkes bağırıp, çağırıp, ağlaşırken bu adam bacak bacak üstüne atıp sakince kaçak çayını yudumluyormuş. Birileri dayanamamış sormuş.

“Biz yana yakıla dua edip bağırıp çağırıyoruz sendeki bu rahatlık ne be adam ?!.”

Adam şöyle cevap vermiş;

Bir kere Tanrı’nın işine karıştım bana 40 gün boyunca bok yedirdi. Şimdi ise asla karışmam. İster gemiyi yüzdürür ister batırır. Rabbimin muhakkak bir bildiği vardır.

Bok Böceğinin Faydaları Nelerdir?

Bok böceği antik mısırda kutsal görülen bir hayvandır. Antik Mısır’ın bu kutsal böceği, günümüz dünyasının bile en geçerli tılsımlarından biridir. Eski Mısırlılar onun yaratılış, erkekliğin tartışılmaz gücü, üreme, bilgelik, reenkarnasyon, ölümsüzlük ve yenilenmeyle özdeşleştirmişlerdir.

Gübre (Bok) böceği tılsımı hemen hemen dört bin yıllık bir faal yaşam süresi gösteren ve dünyadaki tılsımların içinde en uzun bir geçmişe sahip olanıdır. Bugün bok böceği simgeli yüzük, küpe ve broşlar uğur olarak hala kullanılmaktadır. Bilinen faydası ise şunlardır, bok böceklerinin olduğu çiftliklerde büyük ve küçükbaş hayvanlar rahat eder. Bok böcekleri bokları yuvarlayarak sineklerin yaşam alanlarını kısıtlarlar. Çünkü sinekler o boklara larva bırakır. Larvalar da hayvana geçince hayvanın midesinde rahatsızlıklar oluşur hatta hayvan hastalanır. Ancak bok böceklerinin olduğu yerde lavra oranı yoktur veya çok azdır.

Bok böcekleri hakkında çok güzel bir site keşfettik; Sitenin sahibi kimdir bilmiyoruz ancak siteyi paylaşıyoruz. https://www.bokbocekleri.com/ sitesine girerek bok böcekleri hakkında detaylı malumatlar alabilirsiniz.

İlk Çağ’da Hukuk Sistemlerinin Dinî ve Beşerî Kaynakları

İlk Çağ’da Hukuk Sistemlerinin Dinî ve Beşerî Kaynakları

Sümer devletlerinin her biri bağımsızdı ve aralarında bir siyasi birlik yoktu. Şehirlerdeki krallık kurumu, tanrıların yeryüzündeki mülklerini adilane bir şekilde idare edilmesi ve toplulukların düzeni için tanrılar tarafından kurulmuştur.

İlk başlarda Ensi adlı rahip kral şehir büyüyüp de işler çoğalınca din ve devlet işlerinin ayrılması gerektiğine hükmetti. Er sülalesi (MÖ 2650-2550) saray ve mabedi birbirinden ayırdı. Böylece mabet şehri rejimi doğmuş oldu. Anlayışlarına göre, Tanrılar insanları kendilerine hizmet etmeleri için yaratmışlardır. Onları idare içinde bazı büyük adamları (Lugal= kral) seçmişlerdir. Lugal, tanrının mülkünü korumakla görevli çobandır. Tanrıların kulları için çalışırlar ve onlar kuvvetlinin zayıfı ezmeyeceği bir düzen kuracaklardır. Bu anlayışın dışında Mezopotamya’da sadece Akad Kralı Naramsin idareyi kolaylaştırmak için kendisini tanrılaştırdı ve daimi bir ordu besledi. Bu teokratik monarşi örneği ancak yarım asır yaşayabildi.

Asur, Sümer ve Hitit uygarlıkları hukuksal düzenlemelerle siyasetini, ticaretini ve toplumsal ilişkilerini düzenlemiş ve yasa metni hâline getirerek halkına ilan etmiştir. Hukuksal düzenlemeler ilk başlarda tek tek olayları sayıp yaptırımlarını belirleme olarak doğmuştur. Soyut hukuk kuralları konması henüz becerilememiştir. “Eğer bir insan başkasının kölesine zarar verir ise …” ya da “ Eğer bir üzüm bağına bir başkasının hayvanı girerse…” gibi. Hukuk sorunlarını belirli örf ve âdetlere dayanarak çözen Sümerler bunun için kurumlar oluşturan ilk topluluk olmuş, geleneklere dayalı hukuktan tabletlere yazdıkları kayıtlarla yazılı hukuka geçmişlerdir.

Hakkı yenilmiş ve şikâyeti olan bir adam, adaletin kralı olan benim heykelim önüne gelsin. Yazılı stelimi okusun; kıymetli sözlerime kulak versin. Stelim ona davasını aydınlatsın; davasını anlasın; kalbi ferahlasın.

Hammurabi

Babil Kralı Hammurabi’nin 300 kadar maddeden oluşan yasaları, bugün de var olan alım satım, miras, iş sözleşmesi, evlenme, hırsızlık ve adam öldürme gibi sorunları ele almıştır.

MÖ 5000 yıllarında göçebelikten yerleşikliğe geçilen Mısır’da Sepat denilen küçük beylikler kurulmuş, Grekler bu beyliklere Nomo demiştir. Birbiriyle kan bağı bulunan klan topluluklarının, kasaba büyüklüğündeki şehirlerinde inandığı bir totemi vardır. Sepat veya Nomolar önceler birleşerek aşağı ve yukarı Mısır’da iki ayrı birlik oluşturmuş. MÖ 3315’te Mısır birliğini kuran Menes ile daha önce Aşağı Mısır’ın “arı”; Yukarı Mısır’ın “kamış” olan simgeleri ortak simgeler olarak kabul edilmiştir. Böylece Mısır’da Nomo (Sepat) şefinin çevresinde gelişen bir sosyal yapı oluşmuştur. Firavun kutsal kişiliğiyle devletin tek sahibiydi. Hayatta iken Mısır’a egemen toplumun tanrılaşmış totemi Horus ile öldükten sonrada egemenlik altına alınan tanrıların tanrısı Osiris ile özdeşleştirilmiştir. Kutsal Firavun ’un “Büyük Ev” denilen sarayı idari, dinî ve ekonomik bir merkezdir. Başrahip, başyargıç ve başkomutan olan Firavun adalet dağıtır. Tanrıların oğlu ve mirasçısıdır. Hayatın nefesinden, yiyeceklerinden sorumludur. Onun iradesi, kanunnameler ya da mektuplar yoluyla yayınlanır; stellere veya mezar duvarlarına yazılır. Firavundan sonra en yetkili kişi vezirlerdir. Vezirlik, kral namına adaletin bekçisidir. Atanınca Firavun’a yönetim ve adalet konularında tavsiyelerde bulunur.

Hiçbir topluluğun kölesi olmadan vezirliğini yap… her şeyi yasasına göre, herkese hakkını vererek yap.

III.Tuthmos

Bu şekilde toprağın mülkiyetini kendisine ulaşabilme ayrıcalığına sahip olanlara bırakarak, çevresinde onu destekleyecek ve otoritesini hayata geçirecek bir dar kadro oluşturan Firavunlar, Mısır’da dinselliğe büründürülmüş akla dayalı monarşik bir mutlak hukuk düzeni kurmuştur. Roma’da cumhuriyet rejiminin kurulması sonrasında devlet yönetimi ve hukuk alanında MÖ 450 yılında yazılmış olan 12 levha kanunlarıdır. Bu yasaların çoğu halk meclislerince çıkarılan ve anayasal nitelikteydi ek olarak anayasal olmayıp kişi ve toplumları ilgilendiren adli işlerden sorumlu Praetorlerin çıkardığı emirnameler de önemli bir hukuksal kaynaktır. Bunların hepsi akılsal ürünlerdir. MS 6. yüzyılda, imparator Iustiniaus (Yustinyanus) yasaları, İustinaus Yasaları adıyla derletti. Bu derleme çağdaş hukukun temelini oluştururdu.

Antik Çağ’da hukuk kavramının kökeninde, inanç ve töreler yer alıyordu. Hukuk kavramı önemliydi. Pagan çok tanrılı adalet inanç dünyasında yer alan Dikaiosyne (Adalet Tanrısı), Themis (Gelenek Tanrısı), Thesmos (Tanrısal Hukuk) gibi tanrılar, hukukun inanç sistemi ile bağlantısını göstermektedir. Hellenistik Dönem’e kadar köken itibariyle din temelinden beslenen hukuk sistemine eski Yunanlılar insancıl nitelik vermeye çalışmışlardı. Solon ve Drakon gibi devlet adamları bu kanun koyucuların başında gelmekteydi. Hukuk sistemini din merkezinden çıkarıp insan odaklı bir biçim kazandığı bu gelişmelerden sonra insani olan hukuk sistemi biçimlenmeye başlamıştır. Hz İbrahim’in idaresinde Filistin’e gelip yerleşen İbraniler arasında Hz Musa’nın peygamberliği ile Musevilik yayılmıştır. İbranilerin hukuki kaynaklarının başında Hz. Musa’ya verilen mukaddes kitap Ahdiatik (Tevrat) gelir. Onu Aziz Yahuda adlı bir hahamın (MÖ 120-194) hazırladığı Mişna izler. İbranilerle ile Eski Çağ toplumlarında ilahi dine bağlı bir hukuk sistemi dönemi başlamıştır.

III. Thutmose’nin Mumyası

III. Thutmose’nin mumyası

III. Thutmose (okunuşu bazen Thutmosis veya III. Tuthmosis olarak Thoth doğdu anlamına gelir), 18. Hanedan’ın altıncı firavunudur. II. Thutmosis’in Kraliçe Hatsepsut’tan olmayan oğludur. II. Thutmosis öldükten sonra Kraliçe Hatsepsut ülkeyi tek başına yönetti ve III. Thutmosis’i tahttan uzaklaştırdı. 20 yıldan fazla iktidarda kaldı. Ve ölümünden sonra III. Thutmosis tahta çıkabildi. III. Thutmose’nin mumyası. Yeni Krallık, 18. Hanedan, yaklaşık MÖ 1479-1425. Büyük Mısır Müzesi’nde sergileniyor. Görünüşe göre, firavun yaklaşık 1.61 m boyundaydı. Elleri, Osiris pozunda, göğsünün üzerinde kenetlenmişti. Yüzü reçine ile kaplıydı. Mumya, muhtemelen 21. Hanedan döneminde mezar soyguncuları sebebiyle ağır hasar gördü.

Her yıl Asya’ya yapılan 17 askeri sefer sırasında o dönemdeki en baştaki rakibi olan Mitanni kralını yenerek mısır egemenliğini yakın doğu üzerinde pekiştirdi. Nübye, Sudan’ın bir bölümü kendisine boyun eğdi. Girit, Kıbrıs, Mintanni, Asur, Babil ve Hatti (hitit) gibi ülkeler galip olan Mısır’a haraç ödediler. Bu seferlerin hikâyesi Amon-Re tapınağı duvarlarına işlenmiştir. III. Thutmosis imparatorluğun rejimine yeni temeller ekledi. Afrika topraklarını koloni rejimine göre yönetti ancak Asya ülkelerine özerklik tanıyarak vergi almakla yetindi. Böylece Mısır III. Thutmosis döneminde büyük bir saygınlık kazandı. III. Thutmosis Mısır’ın ticaretini geliştirmek için Pharos (İskenderiye kentinin bulunduğu yer) adasına Mısır’ın ilk deniz limanını inşa ettirdi. Karnak’ın kutsal alanında Amon adına anıtlar yaptırdı. Nübye’de tapınaklar yaptırdı.

Mezarı Zarar Görmemiş Tek Mısır Firavunu: Psusennes

Mezarı Zarar Görmemiş Tek Mısır Firavunu: Psusennes

MÖ 1047 ile 1001 yılları arasında Tanis’ten hüküm süren 21. Hanedanlığın üçüncü firavunuydu. Psusennes, orijinal adı Pasibkhanu veya Pasebakhaenniut’un (Geç Mısır’da yeniden yapılandırılmış: /pəsiwʃeʕənneːʔə/) Yunanca versiyonudur; bu, “Şehirde Görünen Yıldız” anlamına gelirken, taht adı Akheperre Setepenamun, “Ra’nın Tezahürleri Büyüktür” olarak tercüme edilir.

Psusennes I’in mezarı, herhangi bir mezar soygunu girişimi tarafından zarar görmemiş bulunan tek firavun mezarı olma ayrıcalığına sahiptir. Tutankhamun’un mezarı antik çağda iki kez soyulmuştu. Nemli Nil delta bölgesi nedeniyle mezar içindeki ahşap eserler tahrip olmasına rağmen, kralın muhteşem cenaze maskesi bozulmadan ele geçirildi; altından ve lapis lazuli’den yapıldığı kanıtlandı ve nesnenin gözleri ve kaşları için siyah beyaz cam kakmalara sahipti. 21.Hanedanlık döneminde MÖ 1047–1001 yılları arasında hüküm sürdü. Uzun hükümdarlığı sırasında Psusennes, Amun , Mut ve Khonsu üçlüsüne adanmış Tanis’teki Büyük Tapınağın çevre duvarlarını ve orta bölümünü inşa etti .Profesör Pierre Montet, 1940’ta Tanis’te firavun Psusennes I’in bozulmamış mezarını (No. 3 veya NRT III) keşfetti.Nil deltası nemli bölgesi nedeniyle türbede bulunan ahşap eserlerin çoğu tahrip olmasına rağmen, kralın görkemli cenaze maskesi bozulmadan kurtarıldı. Psusennes I’in mezarı, herhangi bir mezar soyma teşebbüsünden zarar görmeden bulunan tek firavun mezarı olma özelliğini taşıyor

Psusennes I’in maskesi “Tanis hazinesinin başyapıtlarından biri” olarak kabul edilir ve şu anda Kahire Müzesi’nin 2. Odasında yer almaktadır.

Maksimum genişlik ve yükseklik sırasıyla 38 cm ve 48 cm’dir.

Firavunun “parmakları ve ayak parmakları altın tezgahlarla kaplanmıştı ve ayaklarında altın sandaletler ile gömülmüştü. Parmak tezgahları, yontulmuş tırnaklarla şimdiye kadar bulunan en ayrıntılı olanlardır. Her parmak ayrıntılı bir altın yüzük ve lapis lazuli veya lapis lazuli veya başka bir yarı değerli taş.

Kraliçe Tiye’nin Yüzü Günümüzde Nasıl Gözükürdü?

IV. Amenhotep’in annesi Kraliçe Tiye nin yüzünün yeniden yapılandırılması. Tiye, III. Amenhotep’in eşi ve Akhenaton ya da IV. Amenhotep’in annesi olan Mısır kraliçesidir. Eşinin ölümünden birkaç yıl sonra oğlunun hükümdarlığı döneminde öldü.

Tiye, hem kocasının hem de oğlunun saltanatları sırasında büyük bir güce sahipti. Amenhotep III iyi bir sporcu, açık hava yaşamını seven ve büyük bir devlet adamıydı. Sık sık Mısır’ın altın taleplerini ve Mitanni’nin Tushratta’sı ve Babil’in Kadashman-Enlil I gibi yabancı krallardan gelen kraliyet kızlarının evlenme taleplerini dikkate almak zorunda kaldı. Kraliyet soyu, Eski Mısır kadınları tarafından taşındı ve biriyle evlilik, soyları için tahtın bir yolu olurdu. Tiye, kocasının güvenilir danışmanı ve sırdaşı oldu. Bilge, zeki, güçlü ve vahşi olarak yabancı devlet adamlarının saygısını kazanmayı başardı. Yabancı liderler doğrudan onunla anlaşmaya istekliydi. Dış ilişkilerde aktif bir rol oynamaya devam etti ve adını resmi işlemlere yazdıran ilk Mısır kraliçesiydi.

Antik Mısırlılar ve Küflü Ekmek

Antik Mısır (veya Eski Mısır), Antik Çağ’daki medeniyetlerden biridir. Kuzeydoğu Afrika’da Nil Nehri’nin denize ulaştığı yarısı çevresinde yayılmış antik bir uygarlıktır. Uygarlığın yayıldığı bölge, bugünkü Mısır toprakları içinde yer almaktadır. Eski Mısırlılar bazı hastalara küflü ekmek yedirerek tedavi ettiler ve kimse nedenini anlamadı. Beş bin yıl sonra, 1928 yılında bilim adamı Alexander Fleming, penisilinin bakterilerde antibiyotik olarak büyük bir etkisi olduğunu keşfetti. O zaman Ekmeğin konuyla ilişkisi neydi? Ekmek çürüdüğünde, bir salgı salgılamaktaydı. 5.000 yıl önce Mısırlılar tarafından bilinen bazı bakteri türlerini tedavi etmek için kullanılan en ünlü antibiyotik olan penisilinin türetildiği Penicillium adlı mantarın gizemine Mısır Medeniyeti ulaşmıştı. Fleming’in çalışmalarını inceleyen İngiliz bilim insanları Howard Florey ve Ernst Chain 1939 yılında penisilini laboratuvar ortamında saflaştırmayı başarır. 1940 yılında farelerle yaptıkları deneyde penisilin ilacının enfeksiyon kapmış fareleri iyileştirdiği sonucuna ulaşırlar. 1941 yılında ise ilaç ilk defa bir insan üzerinde kullanılır. Bahçesinde çiçekleri budarken vücuduna diken batan ve bu yüzden enfeksiyon kapan bir polis memuru, Florey ve Chain tarafından tedavi edilir ve hastada iyileşme gözlemlenir, ancak yeteri kadar penisilin üretilemediği için hastalık yeniden nükseder ve polis memuru hayatını kaybeder. Daha sonra yapılan çalışmalarda araştırmacılar birden fazla insanı tedavi etmeye yetecek kadar penisilin üretmeyi başarır ve bu şekilde benzer özellikteki hastaları iyileştirirler.

Not: Günümüzde sakın küflü ekmek yemeğin, ölebilirsiniz. Bura paylaşım öneri veya tavsiye değildir, sadece bilgilendirme amaçlıdır. Küf dediğimiz şey bildiğiniz mantardır. Yararlı mantarlar gibi zararlı mantarlar da vardır. Bazıları aflatoksin denilen bir madde üretirler ve bu karaciğer hasarına neden olur ve hayatta kalırsanız karaciğer nakli olmak zorunda kalırsınız. Aman dikkat…

Antik Çağın 7 Harikasından Biri!

Antik Çağ’ın Yedi Harikasından biri olan Mısır piramitleri, Dördüncü Hanedanlık (M.Ö. 2550 civarı) Fıravunları tarafından aynı düzlüğe inşa edilmiş üç büyük piramittir. Mezar yapısı olarak inşa edilen bu piramitlerin en büyüğü Keops’a ait olanıdır (Büyük Piramit adıyla da anılır). Diğer piramit Kefren’in, en küçüğü ise Mikerinos’un adını taşır. Yapılan hesaplara göre Keops piramidinin yapımında yirmi beş bin işçi yirmi yıl çalışmış olmalı. Ayrıca yapının yönü için hassas astronomik ölçümler de yapılmıştır. _ Herodotos kendince yapım tekniğini anlatmış olsa da piramitlerin nasıl yapıldıkları tam olarak açıklanabilmiş değildir. Piramidin içine girdikten sonra duvarları resimlerle, dua metinleriyle (Piramit Metinleri) süslenmiş geçitlerden geçilirdi. Güneş ışığının geçmesi için bacalar da vardı. En son defin işleminin yapıldığı mezar odasına varılırdı. Gize’deki üç piramidin de mezar odaları daha Antik Çağ’da soyulmuştu.

Kaynak: Antik Çağ

Antik Mısır: Apis Öküzü

Antik Mısır’da tapılan canlı hayvanlar olmuştur. Bunların en başlıcası ve şöhret sahibi olan Apis (Hapi) Öküzü’dür. Apis Öküzü başında üçgen şeklinde beyaz bir alameti olan, beyaz lekelere sahip siyah renkli bir öküzdü. Kültünün merkezi Memphis’tir. Alnındaki siyah üçgenden başka sırtında akbabaya benzeyen bir şekil, sağ yanında bir hilal, dili üzerinde ise skarabe işareti bulunması gerekti. Aynı zamanda da kuyruk tüylerinin çift olması gerekiyordu. Apis Öküzleri, tanrının yeryüzündeki temsilcisi olarak görülürdü. Ancak, insanlar adına tanrı ile aracılık yapan diğer hayvanlardan farklıydı. Apis Öküzü Ptah mabedinin karşısına yapılmış bir mabette, itina ile rahipler tarafından bakılır ve beslenirdi. Ölünce Mısırlılar tarafından büyük bir matem, yenisinin ortaya çıkması ise büyük sevinç olurdu. Ölen öküzler mumyalanır, bir firavunun ölümü gibi ihtişamlı cenaze törenleri yapılır ve Saqqara’da bulunan yer altı galerilerindeki lahitlere konulurdu. Apis Öküzü Osiris ile özdeşleştirilmiş olsa da, öküze tapılması Mısır’ın çok daha erken dönemlerine uzanmaktadır. Osiris, eski krallığın son dönemlerinde tapınılmaya başlanan tanrıdır, oysaki Apis Öküzü’nden ilk hanedanlıktan bile daha erken dönemlerde bahsedilmiştir. Yine de Apis Öküzü’ne Osiris olduğu düşünülerek tapılmış ve Osiris’in ruhunun bir simgesi olarak görülmüştür.

Subbiluliyuma’dan Koca İsteyen Mısır Kraliçesi

Hitit Hükümdarından Koca İsteyen Mısır Kraliçesi

Mısır Firavunu Tutenh Amun genç yaşında ölünce, karısı Mısır kraliçesi çocuk sahibi olmadan dul kalmıştı. Hitit Kralı Subbiluliyuma’ya başvurur; oğullarından birini kendisine koca almak ve Firavunlar tahtına oturtmak üzere göndermesini ister. Hitit sarayına gelen mektup:

“Kocam öldü. Ancak ben bir oğula sahip değilim. Senin ise bir çok oğlun olduğu söyleniyor. Eğer bana oğullarından birini verirsen, benim kocam olacaktır. Yoksa kölelerimden birini alıp kendime koca mı yapayım.? Ona kocam diye saygı mı göstereyim.”

Subbiluliyuma kararsızlık içindedir. Hattinin büyüklerini danışma için toplantıya çağırdı. Durum açıktı. Bu alışılmadık teklife güvenmiyor, oğullarından birini sonu belli olmayan bir maceraya sürüklemek istemiyordu. İşin aslını iyice öğrenmek için özel bir elçi gönderiyor.

“Git bana sağlam bilgiler getir. Belki de benimle alay etmek istiyorlar, belkide onların tahta çıkacak adamları var. Her ne ise, bana sağlam bilgilerle dön!”

Mısırdan gelen mektup:

Niçin böyle konuştun? Niçin benimle alay etmek istiyorlar dedin?” Ben başka bir ülkeye yazmadım. Yalnızca sana yazdım. Birçok oğlun olduğu söyleniyor. Ver bana oğullarından birini; benim kocam olsun, hem de Mısır’da kral olsun.

Yufka yürekli Subbiluliyuma kadının dediklerine inandı ve göndereceği oğlunu seçti. Ne yazık ki, bu hikaye burada sona ermektedir. Subbiluliyuma oğlunu Mısır’a gönderiyor, fakat Prens oraya varmadan yolda öldürülüyor. Anlaşılan, Mısır Tahtında başkasını görmek istiyen bir grup saray entrikacısı bu cinayeti işlemiştir. 3300 yıllık böyle bir mektuplaşmada insan bu gün tarihin atan nabzını duymaktadır. Gerçekten bir Hititli Firavunlar tahtına oturmuş olsaydı, meydana gelecek tarihsel gelişimi düşününce hayalimizde neler neler canlanıveriyor.

Tarihte Bugün: 14 Ocak

  • 1996’da Rus uzay istasyonu Mir’de 188 gün boyunca rekor kıran Amerikalı biyokimyacı ve astronot Shannon Lucid doğdu. 14 Ocak 1943 yılı.
  • Halley kuyruklu yıldızını keşfeden Edmond Halley 86 yaşında öldü. 14 Ocak 1742 yılı.
  • ‘Alice Harikalar Diyarında’ romanının yazarı, mantık ve matematik oyunları ustalarından Lewis Caroll 66 yaşında öldü. 14 Ocak 1898 yılı.
  • İngiltere ile ABD arasında ilk telefon görüşmesi gerçekleştirildi. 14 Ocak 1923 yılı.
  • Huygens adlı uzay robotunun, Satürn’ün uydusu Titan’a ulaştığı açıklandı. 14 Ocak 2005 yılı..

Mezopotamyalılar: Sümer-Babil Kısa Bilgi

Mezopotanyalılar: Sümer-Babil Kısa Bilgi

Mezopotamya bölgesi (bugünkü Irak) Sümer ve Babil uygarlıkları da içinde olmak üzere birkaç eski uygarlığın ortaya çıktığı bir yerdi. Sümerlerin yıldızı, M.Ö. yaklaşık 4000 yılında parlamaya başladı. Usta birer gökbilimci ve matematikçiydiler. Ziggurat denen kocaman tapınaklar yapmışlardır.

Sümerler, çivi yazısı diye bilinen bir yazı sistemi de bulmuştur. Bu, sesleri göstermek için nesne resimleri yerine soyut işaretlerin kullanıldığı ilk yazıydı. Sümerler ayrıca, biri onluk birimlere dayanan, diğeri ise altmışlık birimlere dayanan iki sayı sistemi kullanmışlardır.

Babil uygarlığı, M.Ö. 1900’den başlayarak 1300 yıldan uzun bir süre Mezopotamya’da boy gösterdi. Babilli gökbilimciler Güneş ve Ay tutulmalarıyla, Ay, Venüs ve Merkür gezegenleri ye ilgili birçok gözlem yaptılar. Takım yıldızlara Tanrılarının adlarını verip göğü bölgelere ayırdılar. Bu, daha sonra Yunan astrolojisine temel oluşturdu.

Babilliler, yıllar boyunca topladıkları bilgileri kullanarak gezegenlerin devinimlerini gösteren ayrıntılı tablolar hazırlamışlardı. Bu tablolara bakarak gezegenlerin gelecekteki devinimlerini önceden kestirebiliyorlardı. Bu çabanın amacı, gezegenlerin devinimlerini açıklamak değildi; daha çok, takvimler oluşturmak ve geleceği önceden görmekti. Babilliler Dünya’yı denizde yüzen düz bir disk olarak düşünüyorlardı. Babil de onlara göre, dağlar tarafından kuşatılmıştı.

Kaynak: Arkhimedes’ten Einstein’a Bilim Adamları, sayfa 4

Antik Mısır Ezoterik Gelenek

Antik Mısır Ezoterik Gelenek

Ezoterik Gelenek Mısır Uygarlıgrnı araştırma konusu yapan başlı başına bir bilim dalı vardır ve bu bilimle uğraşanlara ”Egyptolog” denir. Ancak ne var ki, Egyptologlar’ın bizlere aktardıkları Mısırla ilgili bulgular son derece sıradan bilgilerden ibarettir. Onlar bizlere Firavunlar döneminin tarihini ve Mısır yapılarının belirli özelliklerini anlatmaktan öte pek fazla bilgi vermezler Onlar için piramitlerin nasıl yapıldıkları bile bir muammadır. Peki ama bu muammaları kim çözecek? Bunlara cevap ne zaman verilecek?

Bu çelişkiyi ilk kez kamuoyuna duyuran araştırmacı, James Churchward olmuştur. James Churchward yaymladığı ilk kitabında bu konuyla ilgili şu satırları kaleme almıştır:

Egyptologiar Mısır’la ilgili birçok konuda oluşturdukları teoriyle gerçekten önemli ölçüde sapmışlardır. Bunun nedeniyse ne eskilerin sembolizmini ne de bu sembolik yazıtların ezoterik anlamlarını anlayamamış olmalandır. Bunun için onları suçlayamayız. Çünkü bu konuda bir ipucu bulunmadığı gibi, bunların öğrenilebileceği bir okul da yoktur. Bu sırtar en azından yüzlerce yıldır sadece bir avuç yaşlı Doğulu Bilge tarafından bilinmektedir. Tüm bu yaşlı bilgeler yaşamlarını kendi mabetlerinde geçirmişler ve dış dünya ile nadiren irtibatları olmuştur. Bu çok ender de olsa gerçekleştiğinde ise, onların aktardığı bilgiler, eldeki mevcut teorilerle o kadar uyuşmamıştır ki, bu anlatılanlar anlamsız şeyler olarak değerlendirilmiştir. James Churchward bu satırları kaleme aklığında 1900’lü yılların henüz daha ilk çeyreğindeydik. O günlerden bu günlere gelinceye kadar aradan bir hayli zaman geçmiş olmasına rağmen, Klasik Tarih Bilimi’nin etkisi altındaki Egyptologlar için değişen çok fazla bir şey olmamıştır-. Onların büyük bir bölümü hâlâ okullarda kendilerine anlatılan klasik bilgileri tekrar edip durmaktadır. Mısır bilmecesinin çözümü için James Churchward’ın vaktiyle söylemiş okhıgu gibi sadece tek bir yol vardır:

“Ezoterik Bilgilerle meseleyi ele almak…”

Ezoterik Bilgiler ışığında meseleye yaklaşmanın haricinde Mısır Kültürü’nün derinliklerine inebilmenin başka hiç bir yolu yoktur. Bu önemli unsur hesaba katılmadan yapılacak hangi araştırına olursa olsun, bizi sonuca ulaştırmayacak ve Mısır’da bir zamanlar neler yaşandığını bizlere gösteremeyecektir. Artık hadi gelin, binlerce yıl öncesine doğru yeniden yola çıkalım ve o günlerin anısını ”Dünya’nın Ezoterik Tarihi”ni göz önünde bulundurarak yeniden canlandıralım… Bakalım geçmişimizi ve geleceğimizi ilgilendiren nelerle karşılaşacagız?

Kaynak: Antik Mısır’ın Sırları Ergun Candan

Antik Çağda Tanrılar ve Kurbanları ile Halkları ve Yasaklı Yiyecekleri

Yine kurban ve genel olarak tanrılara tapınma konusunda da birçok farklı görüş vardır. Bir inanç yapısında kutsal olduğu düşünülen şey başka bir inanç yapısında kutsal olmayabiliyor. Örneğin kimse Serapis’e domuz kurban etmezdi, oysa Herakles’e ve Asklepios’a ediyorlar. Isis’e koyun kurban etmek yasaktır, oysa koyun gerek Tanrıların Anası, gerekse diğer tanrılar için uygun bir kurbandır. Bazıları Kronos’a insan kurban ediyor, ancak bu birçok insan tarafından dinsizlik olarak görülüyor. İskenderiye’de Horus’a kedi, Thetis’e hamam böceği kurban ediliyor. Bir at Poseidon için uygun bir kurbanken, özellikle de Didyma’nın Apollon’u için bu hayvan nefret uyandırıcıdır. Asklepios’a değil de Artemis’e keçi kurban etmek dini bir görevdir. Benzer bir çok örnek verebilirim ancak aktarımım özet olsun istediğimden bunu geçiyorum. Benzer örnekler insanların belli yemekleri yemedikleri Tanrı inanışlarında da rastlanabilir. Bir Yahudi ya da Mısırlı rahip domuz eti yemektense ölmeyi tercih eder. Libyalılar da koyun eti yemenin kesinlikle yasak olduğunu düşünür. Balık yemek bazı inanışlarda âdettendir, bazılarında ise dinsizlik olarak görülür. Bilge oldukları düşünülen bazı Mısırlılar hayvan başı yemenin kutsala saygısızlık olduğunu söylerken, bazıları hayvanda yenilmez olan kısmın kürek kemiği, bazıları ayakları, bazıları da başka organları olduğunu söyler.

Pelusium’da Zeus’a tapanlardan hiçbiri soğan yemezdi, tıpkı Libyalı Aphrodite rahibinin sarımsak yememesi gibi. Bazı inanışlarda yabanıl naneden, bazılarında da maydanozdan kaçınılır.

Bazıları fasulye yemektense babalarının kafasını yemeyi tercih eder. Biz (Yunanlar) köpek eti yemenin günah olduğunu düşünürüz, oysa bazı Thrakialıların köpek yediği anlatılıyor.

Kaynak: Sextus Empiricius, Pyrrhonculuğun Esasları, sayfa; 196-197

Tanrı’ya Sormadan Öğrenebiliriz

Thales, Mısır seyahatinde müthiş bir keşifte bulunarak, Nil Nehri’nin baskınlarına mani olabilmek için kadastro ustalarının benzer üçgenler gibi belirli kurallar dahilinde hesap yaptıklarını görmüş. Kadastro ustalarına bildiklerini nasıl öğrendiklerini sormuş, “Ustalarımızdan” cevabını almış. “Peki bunun bir kitabı yok mu?” diye sormuş, “Yok” demişler. Thales burada şunu fark ediyor: “Bu ilişkiler her yerde doğru, nerede benzer üçgen varsa aralarındaki ilişkiler aynı. Kesin bir doğruluk var ve tanrıya sormadan bunları kendi başımıza öğrenebiliriz. Demek ki, tanrılara kurban vermeden, tanrılara yakarmadan gerçeğe ulaşabiliyorum.” Çok büyük bir keşif bu. Teoremleri ispat etmeye başlamış ardından. Sonra arkadaşı Anksimander’le birlikte, “Öteki soruları da böyle cevaplandırabilir miyiz?” sorusunun peşine düşmüşler. Fırtına niye oluyor, deprem niye oluyor, insanlar niye ölüyor? Sonra fark ediyorlar ki, bu soruların cevapları geometrik soruların cevabına benzemiyor, çok karmaşık bir sistemin gözlemine dayanıyor. Fakat sonsuza kadar gözlem yapmaları mümkün değil, dolayısıyla “Gözlem yapalım ardından da bu gözlemlerle tutarlı bir hipotez, varsayım ortaya atalım” demişler. Tesadüfen doğruyu bulabiliriz, bulamasak dahi varsayım, gözlemlerimizi yönlendirir, başka yerlere gideriz. Dolayısıyla ilk defa eleştirel bir güçle bilgi edinmeye başlamışız.

Hekimlerin Babası İmhotep

Adı : İmhotep (Barış ile Gelen)
Doğumu : M.Ö 2650
Ölümü : …………….
Babası : Mimar Khonefer
Annesi : Khereduankh
Eşi : Ronpetnofret
Eseri : Sakkara Piramidi

O​nu,”Mumya” adlı sinema filmi serisinde tanıdık. Korkunun ve ölümün Lordu olarak kurgulandı. Oysa gercekte İmhotep,bambaşka bir kahramandı. Antik Mısır’da mimar, yazar, hekim, mucit, mühendis, heykeltıraş, astronom ve firavun Djoser’in veziri olan efsanevi kişidir. İ​mhotep, çağının en büyük dehalarından biridir; bilimsel bilgileri yenileyip zenginleştiren bazı hekimlik ve astronomi incelemelerinin yer aldığı Ahlak Bilgilerinin yazarıdır. Adı “Sulh ve sükûndan gelen” anlamında olan İmhotep, engin tıbbî bilgisinin yanı sıra mimârî ve astrolojide de söz sahibi, yazarlık ve rahiplik yapan, çok yönlü bir alimdir. İmhotep, aynı zamanda kâtiplerin de başıdır. Yunan ve Mısırlı kâtipler, yazı yazdıklarında son damlayı İmhotep için dökerlerdi.

İ​mhotep ilk yapılan basamaklı piramidin mimarıdır. Bu piramidi yaparken Antik Mısır yazılarında kutsal olan Üçgenden (firavunu sonsuzluğa taşıması için) ve merdivenden (firavunu sonsuzluğa daha rahat ulaştırması için) yararlanmıştır.İmhotep Mısır’da iyi bir hekimdi. Tıbbın babası olarak kabul edilen Hipokrat’dan yüzyıllar önce modern tıbbı kullanmıştır. Mezarı henüz bulunamamıştır.

❪Ünlü aktör Arnold Vosloo, Universal Picturesin çektiği Mumya adlı sinema filmlerinde İmhotep karakterine hayat vermişti❫

Mısırlı Osiris

Ölüm tanrısı.. Eski Mısır’da insanlar hayatın ölümle bittiğine inanmak istemezler, insan son nefesini verdiği anda ruhunun uzun bir yolculuğa çıkıp ölüm tanrısı Osiris ile yargıçlarının huzuruna vardığını düşünürlerdi. O nlara göre, ölen bir insanın ruhu öteki dünyaya gidiyor ve diriler ve ölüler ülkesi arasındaki korku ülkesini geçince büyük yargıcın karşısına Anubis veya Horus tarafından getirilirdi. Ardından orada bir tören düzenleniyor, bu törende ölen kişinin kalbi tartılıyordu. İşte bu tören sırasında yeraltı tanrısı Anubis, elinde bir terazi tutar, ölünün kalbi bu terazinin kefelerinden birine konur ve öteki kefede ise adaleti ve doğruluğu ölçebilecek bir tüy bulunurdu. Öyle ki, eğer ölü adil ve dürüst bir yaşam sürmüş ise kefeler dengelenirdi. Ancak kalp tartıda eksik gelirse, yemesi için Ament adlı canavara verilirdi. Bu sırada bütün bu olup biteni tanrıların katibi Thoth kayda geçirirdi.