1768-1774 Türk-Rus Savaşı

XVIII. yüzyılda Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki mücadelelerde genelde Osmanlı Devleti barışın devamından yanayken Rusya, saldırgan bir politika izlemiştir. Bunda Rusya’nın emellerini gerçekleştirmek için XVIII. yüzyılda Osmanlıların içinde bulunduğu durumu fırsat olarak görmesi etkili olmuştur. Rus Çariçesi II. Katerina’nın komşu devletlere karşı takip ettiği saldırgan politika ve yayılmacı siyaset önce Balkanlarda kendini göstermiş ve Rusya, Lehistan üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışmıştır. II. Katerina, Lehistan kralının ölümünden sonra kendisine bağlı Stanislav’ı Leh Krallığı’na seçtirmiştir. Buna karşı Leh milliyetçileri, Osmanlı Devleti’nden yardım ve himaye istemiştir. Rusların yayılmacı politikalarından rahatsız olan Kırım hanı da Osmanlı Devleti’nin Rusya’ya karşı harekete geçmesini istemiştir. Devlet erkânından bazılarının teşvikiyle Lehistan’ı himaye etmek için Rusya’ya 1768’de sefer yapılmasına karar verilmiştir. Rusların, Osmanlı Devleti’ne ait Balta kasabasına saldırması sonrası Kırım Hanı, Kırım Giray’ın 1769’daki seferi ile savaş başlamıştır. Ancak Kırım Giray’ın ölümü üzerine yerine geçen Devlet Giray, Osmanlı Devleti’ne destek olmak bir yana Kırım’da bile düzeni sağlayamamıştır. Ayrıca Sadrazam Mehmed Emin Paşa’nın ordunun sevk ve idaresindeki yetersizliği, gerekli erzak hazırlığının yapılmaması, askerlerin maaşlarının zamanında ödenmemesi gibi sebepler de Osmanlı kuvvetlerini zor duruma sokmuştur. Buna karşın Rus ordusunun daha hazırlıklı ve disiplinli olması, Osmanlı kuvvetlerini zor duruma düşürmüştür.

Kırım Hanlığı, Altınorda Devleti’nin yıkılmasından sonra ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devleti’nin Kırım Hanlığına Mengli Giray’ı getirmesi, Osmanlı Devleti ve Kırım Hanlığı arasında yeni bir dönemi başlatmıştır. Bundan sonra Mengli Giray, Osmanlı Devleti’nin dostuna dost, düşmanına düşman olmayı ve hâmiliğini kabul etmiştir.

Rus ordusu Ukrayna, Azak ve Kafkaslar üzerinden üç cepheden saldırmak için plan yapmıştır. Ayrıca Rusya, Balkanlardaki Ortodoksları da kışkırtmaya çalışarak Sırbistan, Karadağ ile Eflâk ve Boğdan’da ayaklanmalar tertip etmiştir. 1769-1770 kışında Rus orduları, Tuna’ya kadar ilerlemiş ve Eflâk ile Boğdan’ın merkezi durumunda olan Bükreş’i işgal etmiştir. 1770’teki muharebede 100.000 kişilik Osmanlı ordusunun yaklaşık üçte biri şehit olmuş, bir o kadarı da kaçarken Tuna’da boğulmuştur. Mühimmat, top ve tüfekle birlikte ordunun bütün erzakı da Rusların eline geçmiştir.

Balkanlarda mücadelenin devam ettiği sırada Rusya, Mora’da da halkı isyana teşvik etmeye çalışmıştır. Rus donanması 1770 yılı başlarında Mora’da ayaklanma çıkartmak için Baltık Denizi’nden geçerek İngilizlerin de desteğiyle Akdeniz’e açılmış ve Mora Yarımadası açıklarında faaliyet göstermeye başlamıştır. Rus donanması ile Osmanlı donanması 5 Temmuz 1770 tarihinde Çeşme Limanı’nda karşılaşmıştır. Osmanlı donanması, Çeşme Limanı’nın içinde manevra imkânı olmayan bir yerde, karadaki topların himayesinde Ruslara karşı bir savunma savaşı hazırlığı yapmıştır. Fırsattan istifade eden Ruslar, 6 Temmuz günü Çeşme Limanı’na baskın düzenlemiş ve liman içine ateş kayıkları salarak birbirine çok yakın demirlemiş bulunan Osmanlı donanmasına ait otuz kadar gemiyi ateşe vermiştir.

Rus Kraliçesi II. Katerina Çeşme Baskını’nda başarı gösteren generallerinden Alexis Orlof’a (Aleksis Orlof) Çeşmeski (Çeşmeli) unvanını vermiş ve bu savaşın hatırasına Rusya’da bir de zafer abidesi diktirmiştir.

Osmanlı donanmasının imha edilmesi üzerine Rus donanması, Akdeniz ve Ege’de daha rahat bir şekilde faaliyetlerini sürdürmeye başlamıştır. Korumasız kalan Çanakkale Boğazı abluka altına alınmış ve İstanbul tehdit edilmiştir. Rus donanmasının Çeşme Baskını’ndan, 1774’e kadar Akdeniz’de ve Ege’de gösterdiği faaliyetler, Küçük Kaynarca Antlaşması’nın imzalanmasında önemli bir etken olmuştur.

Bir Cevap Yazın