Osmanlı’nın Doğu’da Mücadelesi ve Safevilerin Sonu

1639 yılında Osmanlılarla Safeviler arasında imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması iki devlet arasında uzun bir barış dönemi başlatmış ve ticaret yollarının yeniden canlanmasını sağlamıştır. Sultan III. Ahmed’in Safevilerle siyasi ve ticari ilişkileri geliştirmek istediği dönemde İran’daki Afgan Ayaklanmaları, siyasi bunalımları ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle hem Osmanlı Devleti hem de Rusya, dikkatini Kafkasya ve Batı İran’a çevirmiştir.

Safevilerin bu zor durumundan istifade etmek isteyen Çar I. Petro , 1723’te Kafkasya üzerine harekete geçerek Derbent ve Bakü’yü işgal etmiştir. Bu arada Kafkasya’daki Müslümanların Osmanlı Devleti’nin himayesine girmek istemesi üzerine Sadrazam Damat İbrahim Paşa’nın girişimiyle İran üzerine sefere çıkılmıştır. Bu seferle Tiflis, Revan ve Nahcivan’ı alan Osmanlı ordusu daha sonra Tebriz ve Güney Azerbaycan’ı da alarak Batı İran’ı ele geçirmiştir.

Osmanlı ve Rus ordularının İran’daki ilerleyişi, bu iki devleti yeniden çatışmanın eşiğine getirmiştir. Fransa’nın arabuluculuk yapmasıyla Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 1724’te İstanbul’da İran Mukasemenâmesi (İstanbul Antlaşması) adıyla bir antlaşma imzalanmıştır. İran’ın paylaşımı için yapılan bu antlaşmaya göre Gürcistan, Şirvan, Azerbaycan Osmanlı Devleti’nde, Kafkasya’nın Hazar Bölgesi Rusya’da kalmıştır. Ayrıca her iki taraf da II. Tahmasb’ı Şah olarak tanımıştır. Ancak ülkesinin topraklarının paylaşılmasına razı olmayan Şah Tahmasb, Horasan Türkmenlerinin özellikle de Avşar boyu lideri Nadir Han’ın desteğiyle Afganlıları ülkesinden çıkartmıştır. 1731 yılında Şah Tahmasb komutasındaki İran ordusunun Revan’a saldırısıyla başlayan savaşta Osmanlılar, İran ordusunu mağlup etmiştir. Barış istemek zorunda kalan Şah Tahmasb ile 1732 yılında Ahmed Paşa Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma ile Tebriz başta olmak üzere Batı İran ve Azerbaycan, İran’a bırakılırken Kafkasya Osmanlı Devleti’nde kalmıştır.

Şah Tahmasb’ın isteği ile 1732’de yapılan Ahmed Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti’nde diplomasi anlayışının hâlâ zayıf olduğunu göstermiştir. Bu antlaşma savaşta kazanan Osmanlı Devleti’nin, masa başında kaybetmesine neden olmuştur.

Afganlıların İran’dan çıkarılmasında etkili olan Nadir Han, Ahmed Paşa Antlaşması’nı tanımamış ve Şah Tahmasb’ı tahtan indirmiştir. Osmanlıya karşı kaybedilen toprakları geri almak isteyen Nadir Han, halkın ileri gelenlerini toplayarak 1736 yılında kendisini Şah ilan ettirmiştir. Böylece İran’da iki yüz otuz altı yıl hüküm süren Safevi hanedanı sona ermiş ve Avşar hanedanı yönetimi ele almıştır. Nadir Han’ın Osmanlı Devleti tarafından şah olarak tanınmasıyla Osmanlı-İran ilişkileri yeni bir döneme girmiştir. Bu dönemde 1639’da imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması’nda belirlenen sınırlar iki devlet arasında yeniden kabul edilmiştir. 1736-1739 yılları arasında Osmanlı Devleti ile Avusturya ve Rusya arasında devam eden savaşları fırsat bilen Nadir Şah, Doğu’da Afganistan’a ve Hindistan’a seferler düzenlemiştir. Bu sayede sınırlarını genişletmiş ve güçlü bir duruma gelmiştir. Nadir Şah’ın 1743’te Kerkük, Musul ve Bağdat’a saldırmasıyla Osmanlı-İran arasında savaş yeniden başlamıştır. Osmanlı Padişahı I.Mahmud’un Kırım ve Mısır’dan yardımcı kuvvetler çağırması üzerine Nadir Şah, Osmanlı Devleti’nden barış istemiştir. İki devlet arasında Tahran yakınlarındaki Kerden’de 1746 yılında Kasr-ı Şirin Antlaşması’nın maddeleri esas alınarak yeni bir antlaşma imzalanmıştır.

Bir Cevap Yazın