Türk Dili II: Ünite 4 Özet

4. Ünite – Yazılı Anlatım Türleri ve Uygulamaları I: Düşünce Yazıları

Düşünce yazılarının genel özelliklerini açıklayabilmek

İnsanları, farklı alanlardaki bir konu üzerinde düşündürmeyi, tartıştırmayı, bu yolla gerçeklere ulaştırmayı, amaçlayan yazı türlerine düşünce yazıları denir. Yazar, okuru ya ele aldığı konuya ilişkin bilgilendirmek ister, ya da o konuya ilişkin kendi düşüncelerini paylaşmak ister. Düşünce yazıları bir gözlem, deneyim ya da araştırmaya dayalı yazılardır. Yazarın sanatlı anlatım kaygısı yoktur. Bu tür yazıların yazılış amacı ile okura verilmek istenen ileti arasında bir bütünlük aranır. Bilimsel kavramlara ve terimlere yer verilen düşünce yazılarının nesnel bir tutum içinde kaleme alınması beklenir. Kişisel görüşlerin yansıtıldığı düşünce yazıları genelde gazete çevresinde oluşan yazılardır. Düşünce yazılarında kullanılan dil, duygusal ve çağrışımlara dayalı bir nitelik taşımaz. Bu tür yazılarda bu nedenle anlam okurdan okura farklılık göstermez, değişik biçimlerde yorumlanmaya elverişli bir yapıda değildir.

Düşünce yazıları türlerini sıralayabilmek

Yazıların türlerini, konularından çok; konuların ele alınış biçimi belirler. Her birinin kendi içinde belirleyici özelliklerinin bulunduğu düşünce yazıları genel olarak; makale, fıkra, deneme, söyleşi, anı, eleştiri, günlük, röportaj, gezi, söyleşi, yaşam öyküsü, öz yaşam öyküsü biçiminde sıralanabilir.

Düşünce yazılarının türlerini ayırt edebilmek

türlerinin her birinin kendine özgü özellikleri vardır. Bilgi vermeye ve fikirleri açıklayıp kanıtlamaya çalışan makale, edebiyat ve sanat, sosyal, siyasal, askerlik, din ve ahlâk, tıp ve sağlık, spor, kültür, tarih gibi her konuda yazılabilir. Makale, edebiyatımıza Tanzimat Döneminde gazete ile birlikte Batı’dan giren düşünce yazılarındandır. Fıkra, gazetelerde güncel, önemli, özelliği olan konuları belgelendirme gereği duymadan kişisel bir görüş olarak açıklayan kısa yazılardır. Öznel bir anlatımı vardır. Bu türde ayrıntılara, belgelere, kanıtlara yer verilmez. Fıkra yazarı, geniş kitlelere seslendiği için dili kolay anlaşılır, açık ve durudur. Makaleye göre daha kısa ve daha yoğun bir anlatı olan fıkralar, bilimsel bir gerçeği ortaya koyma gibi bir iddiası yoktur. Gazete fıkralarında temel amaç, önemli noktalara okurun dikkatini çekmek ya da konuya ilişkin düşünmesini sağlamaktır. İçinde gülmece ögesi bulunan kısa öykülere de fıkra denir. Bu tür fıkralarda, gerek kahramanların davranışları ve düşüncelerinde gerekse taşıdıkları mizah ögeleri ve dilde ulusal kültürü yansıtan izler vardır. Eleştiri, bir eseri, sanatçıyı, dönemi veya okuyucuyu değerlendirmek amacıyla yazılan yazılardır. Eleştirmenlerin yaklaşımına, eseri değerlendirme yöntemlerine göre değişik eleştiri türleri vardır. Sanatçıya dönük eleştiri; eleştirmenin değerlendirmek için ele aldığı yapıtı özellikle sanatçının varlığını ölçü alarak yapmasıdır. Yapıta dönük eleştiri; eleştirmenin bakış açısının sanatçıya değil de yapıtına yönelik olduğu eleştiridir. Okura dönük eleştiri; eleştirmenin yapıtı değerlendirmekten çok, yapıtın bir okur olarak kendisi üzerindeki etkilerini değerlendirdiği eleştiridir. Topluma dönük eleştiride; eleştirmenin değerlendirme yapacağı yapıtın ortaya konduğu dönemdeki toplumsal ve tarihsel özelliklerin yapıta etkileri gözlenir. Yapıt, toplumsal bir belge olarak görülür. Çözümleyici eleştiri; yukarıda açıklanan eleştiri türlerinin yetersiz görülmesi üzerine kimi eleştirmenler, yapıtı çok yönlü inceleme yoluna gitmişlerdir. Bu türde eleştirmen, gerektiğinde öznel, nesnel ya da toplumcu bir bakışla yapıta yaklaşılabileceğini savunur. Deneme, herhangi bir konu hakkında kişisel görüş ve düşünceleri kesin yargılara bağlanmadan, söyleşi havasında, içten bir dille kaleme alınan yazılardır. Belirli bir düşünceyi benimsetmeye çalışmaması nedeniyle fıkradan; belgelere, tanıklara yer verme zorunluluğu olmaması açısından da makaleden; belirli bir sonuç ve yargıya varmama yönüyle de eleştiriden ayrı bir özellik taşır. Deneme yazılarında, anı ya da günlük türünde rastlanan bir içtenlik ve gelişigüzellik havası vardır. Her konuda yazılabilmesi, deneme türünün en belirgin özelliği olarak görülebilir. Ele aldığı konulara göre denemeleri klasik deneme, edebî deneme, felsefi deneme, eleştirel deneme olarak dört başlık altında toplanabilir.

Söyleşi, yazarın kendi eğilimleri doğrultusunda seçtiği herhangi bir konu hakkındaki görüşlerini; konuşma doğallığı içinde anlatan düşünce yazılarıdır. Bu türde düşünceler karşılıklı konuşma havası içinde kaleme alınır ve konusu da genellikle günlük sanat olaylarıdır. Konuşma doğallığı içinde yazıldığı için söyleşi türünde yazar, devrik cümlelere bolca yer verir ve konuya ilişkin okura sorular sorar, şiirlerden, atasözlerinden, deyimlerden, özdeyişlerden yararlanır. Röportaj tanınmış bir kişiyi, yeri ya da sanat dalını geniş okur kitlelerine, kendi görüş ve düşünceleriyle birleştirerek araştırma, inceleme yoluyla tanıtan, ayrıntılı bilgi veren yazılardır. Röportaj türünde görüşme tekniğinden yararlanarak bir yeri, bir yapıtı ya da bir kişiyi tanıtmak için sorular hazırlanır. Bu yönüyle gerçekleri olduğu gibi ele alan haber yazılarına benzer; ancak, ele aldığı konulara değişik açılardan yaklaşması, düşünceye dayalı bir planlı bir anlatım türü olması, röportajı yapanın bilgi birikimini, deneyimini ortaya koyarak gerçeği saptırmayacak ölçüde öznel olması gibi yönleriyle de nesnel bir anlatım taşıyan haberden ayrılır. Röportaj, tek bir yazı olabileceği gibi, aynı konuda dizi yazı da olabilir. Gezi yazısı, yazarın gözlem ve bilgiye dayalı olarak, gezip gördüğü yerleri çeşitli yönleriyle, özenli bir anlatımla yansıttığı yazılardır. Gezi yazıları okuyanların ilgisini çekecek, onların beğeni duygusunu, gezip görme arzusunu karşılayacak akıcı, etkileyici bir anlatımla kaleme alınmalıdır. Okur için sıradan şeyleri değil, farklılıkları bulmalıdır gezi yazarı. Gezi yazılarında gözlemlerden beslenen nesnelliğin yanı sıra, yazarın izlenimlerinin öznelliği de bulunur. Bu durum da gezi yazılarında hem açıklayıcı anlatımdan hem de betimleyici ve öyküleyici anlatımdan yararlanmayı gerektirir. Anı; bilim, sanat, politika alanında ün yapmış kişilerin yaşadıkları olayları ya da yaşadıkları dönemin önemli olduğunu düşündükleri özelliklerini gözlemlerine, izlenimlerine ve bilgi birikimlerine dayanarak anlattıkları yazılardır. Anı zamanın geçmiş, şimdi ve gelecek olan üç halinden, şimdi ve gelecekle ilgilenmez; yaşanmışı, yani geçmişi anlatır. Anı yazılarında her ne kadar öznellik söz konusuysa da gerçeği saptırmamak ve içtenliği korumak önemlidir. Anı türünde, yazarın belleğinde iz etmiş olayların anlatılmasında inandırıcılığı sağlamak için yazar, anılarını birtakım belgelerle, tanıklarla ya da mektuplarla destekleyebilir. Anıların düzenlenmesinde de çeşitlilik olabilir. Kimileri anılarını kronolojik olarak, kimileri de her hangi bir tarih sırası gözetmeksizin yazarlar. Günlük, günü gününe yazılan, üzerinde yazıldığı günün tarihi bulunan yazılar ve bu yazılardan oluşturulan yapıtlardır. Günlükler yazıldığı andaki duygu ve düşünceleri, değişikliğe uğramadan bugüne taşırlar. Günlük yazarı yaşadığı anı içtenlikle anlatır. Günlükler bir anlamda yazarın kendisi ile konuşması, iç dökmesidir. Anı türünden farkı, günlüklerin olayların yaşandığı zaman diliminde kaleme alınmasıdır. Günlük yazımında üç türden söz edilir. Yazarın kendi içi dünyasını yansıttığı içe dönük günlükler, dışa dönük günlükler ve yazarın bir yapıt ortaya çıkarma sürecini günü gününe aktardığı günlüklerdir. Yaşam öyküsü (biyografi); edebiyat, sanat, spor, sosyal ya da fen bilimleri gibi kendi alanlarında tanınmış, ün yapmış, okurun ilgisini çekecek kişilerin yaşam öykülerinin araştırılarak okuyana bilgi vermenin amaçlandığı yazı türüdür. Yaşam öyküsü olabildiğince nesnel olmalı, gerçeklere bağlı kalmalı, anlatımına düş gücü karışmamalı ve belgelere dayalı olarak kaleme alınmalıdır. Öz yaşam öyküsü (otobiyografi), bilim, sanat, siyaset, spor vb. alanlarının herhangi birinde tanınmış kişilerin, kendi yaşamını anlattığı yazı türüdür. Öz yaşam öyküsü, yazarının diğer insanlar tarafından bilinmeyen ya da kendisi hakkında bilinmesini istediklerini doğrudan aktarmasına, gelecek kuşaklar tarafından tanınmasına olanak sağlar. Öz yaşam öyküsü birinci kişinin ağzından anlatılır. Bu yönüyle anı türüne benzer; ancak anı türündeki gibi dönemini yansıtmak kaygısı yoktur. Yazar, merkeze kendisini alır ve zamansal sıralamaya dikkat ederek, gerçeğe bağlı kalarak, doğal ve yalın bir dille kendi yaşamını yazar. Öz yaşam öyküleri belgesel öz yaşam öyküleri ve edebî öz yaşam öyküleri olmak üzere iki biçimde yazılabilir. Belgesel öz yaşam öyküsünde sanatsal kaygıdan çok yazan kişinin bilgi aktarma, kendini tanıtma amacı ön plandadır.

Bir Cevap Yazın