Etiket arşivi: sınavda çıkacak sorular

Sağlıklı İçme Ve Kullanma Suyunun Nitelikleri

İçinde hastalık yapıcı mikrobiyolojik etkenler, kimyasal ve toksik maddeler ile radyoaktivite bulunmayan suya “temiz su” denir. “Sağlıklı su” terimi de aynı anlamda kullanılabildiği; temiz suyun özelliklerini taşıyan ve yaşam için gerekli mineralleri de yeterli düzeyde içeren sular için kullanılır. İçme ve kullanma sularının olması arzu edilen özellikleri şunlardır:

• Su, kokusuz, renksiz, berrak ve içimi serinletici olmalıdır.
• Su hastalık yapan (patojen) mikroorganizma içermemelidir.
• Suda sağlığa zararlı kimyasal maddeler bulunmamalıdır.
• Suyun içinde vücut için gerekli mineraller yeter düzeyde olmalıdır.
• Sular agresif olmamalıdır. Suların agresifliği, serbest karbondioksit (CO2) ve bikarbonat (HCO3-) iyonunun dengede olmamasından ileri gelir. Suların agresifliği boruların korozyonuna (aşınmasına) neden olur. Boruların iç yapısı bozulur, delinme, patlama veya tıkanmalara neden olur.

Suyun kalitesini belirleyen temel faktörler; ısısı, suyun içinde bulunan çözünmüş oksijen miktarı, suyun pH’sı, çamur içeriği, yağ miktarı, mineral içeriği ve organik-inorganik kirletici ögelerin bulunmasıdır. Türkiye’de insani tüketim amaçlı suların teknik ve hijyenik şartlara uygunluğu ile suların kalite standartlarının sağlanması, kaynak suları ve içme sularının istihsali (üretimi), ambalajlanması, etiketlenmesi, satışı, denetlenmesi ile ilgili usul ve esasları düzenlemek amacıyla 2005 yılında “İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik” hazırlanmış, en son 7.3.2013 ve 11.4.2014 yılında güncellenmiştir. Bu standartlar hem Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) hem de Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı’nın (United Enviromental Protection Ageney EPA) içme suyu standartlarına uygun olup Avrupa Birliği uyum sürecinde Avrupa Birliği mevzuatına uyum çerçevesinde hazırlanmıştır.

Ülkemizde uygulanan ve Avrupa Birliği uyum çerçevesinde hazırlanan mevcut standartlarımız İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik’e göre şu şekildedir (Tablo 4. 4-Tablo 4. 5).

Mikrobiyolojik Parametreler

İçme-Kullanma Suyu: Genel olarak içme, yemek yapma, temizlik ve diğer evsel amaçlar ile, gıda maddelerinin ve diğer insani tüketim amaçlı ürünlerin hazırlanması, işlenmesi, saklanması ve pazarlanması amacıyla kullanılan, orjinine bakılmaksızın, orijinal haliyle ya da arıtılmış olarak ister kaynağından isterse dağıtım ağından temin edilen, parametre değerlerini sağlayan ve ticari amaçlı satışa arz edilmeyen sulardır.

İçme suyu: Jeolojik koşulları uygun jeolojik birimlerin içinde doğal olarak oluşan, bir çıkış noktasından sürekli akan veya teknik usullerle çıkarılan, uygun görülen dezenfeksiyon, filtrasyon, çöktürme, saflaştırma ve benzeri işlemler uygulanabilen ve parametre değerlerinin eksiltilmesi veya arttırılması suretiyle parametre değerleri elde edilen, etiketleme gerekliliklerini karşılayan ve satış amacı ile ambalajlanarak piyasaya arz edilen yer altı sularıdır. Bir toplumda su ile ilgili olarak karşılaşılabilecek en önemli tehlikelerden birisi suda fekal kontaminasyonun meydana gelmesine bağlı gelişecek enfeksiyonlardır. Dolayısı ile içme sularının mikrobiyolojik analizi kullanılan suyun hijyenik kalitesini ortaya koymada en önemli basamaklardan birisidir.

Bunun için suda fekal kontaminasyonu gösteren organizmaların izole edilerek belirlenmesi gerekir. Bazı durumlarda bu organizmaların aynısı, içme suyu arıtma tesislerinin etkinliğini değerlendirmede de kullanılır. Suda mikroorganizma tespit edildiğinde yapılması gerekenler Tablo 4. 6’da sunulmuştur.

Radyoaktivite

İçme ve kullanma suları kontrol ve denetim izlemeleri adı verilen 2 izlemeye tabi tutulurlar. Kontrol izlemesinin amacı; insani kullanım amaçlı suyun yönetmelikte belirlenen ilgili parametrik değerlere uyup uymadığını belirlemek amacıyla, tüketime verilen suyun organoleptik (suyun görme, koklama ve tatma ile muayene edilmesi), mikrobiyolojik kalitesi ve içme suyu arıtımının yapılması durumunda, dezenfeksiyon dâhil bu arıtımın etkili olup olmadığı hakkında düzenli bilgi sağlamaktır. Kontrol izleme parametreleri Tablo 4. 9’da gösterilmiştir.

Denetleme izlemesinin amacı ise; yönetmelikteki bütün değerlere uyulup uyulmadığını belirlemek için gerekli verileri temin etmektir. Bir dağıtım şebekesinden ya da bir tankerden sağlanan ya da gıda üretiminde kullanılan içme-kullanma amaçlı su için numune alma sayısı ve analiz sıklığı belirlenirken, su kaynak sayısı, dağıtılan suyun miktarı ve hizmet verilen nüfus dikkate alınmaktadır. Bu numuneler T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu’nun taşra teşkilatınca yani; illerde İl Halk Sağlığı Müdürlüğü, ilçelerde ise Toplum Sağlığı Merkezleri’nce alınmaktadır

Kirletici Etkenlere Göre Su Kirliliği

5.1. Mikrobiyolojik Kirlilik: Suyun bakteri, virüs, parazit ve mantar gibi etkenlerin vejetatif formları, kist, ookist, yumurta, spor, toksin ve diğer enfektif formlarıyla kirlenmesidir. Özellikle içme kullanma sularının mikrobiyolojik kirliliği ciddi düzeylere varabilen salgınlara neden olabilmektedir.

5.2. Organik Maddelerden Kaynaklanan Kirlenme: Mikroorganizmalar dışında suyun içinde gıda, gıda parçası veya atığı, organik madde ve moleküllerin (protein, karbonhidrat vb) bulunmasıdır.

5.3. Radyoaktif Kirlilik: Suya doğal veya insani faaliyetler sonucu radyoaktif maddelerin karışması demektir. Örneğin, yeraltı sularında ve mineralli maden sularında olabileceği gibi, nükleer atıklardan da kaynaklanabilir. Nükleer atıklar, hastanelerde nükleer tıp merkezlerinde hastaların tanı ve tedavisinde kullanılan radyoaktif maddenin atığına (idrar, gaita, vb) bağlı olabileceği gibi nükleer silahlar veya nükleer santral kazaları sonucu da oluşabilir.

5.4. Kimyasal Kirlilik: Doğal veya yapay olarak suyun her türlü kimyasal madde ve atıklarla kirlenmesidir.

5.4.1. Endüstri Atıkları
5.4.2. Yağlar ve Benzeri Maddeler
5.4.3. Sentetik Deterjanlar
5.4.4. Pestisitler
5.4.5. Yapay ve Doğal Organik ve İnorganik Kimyasal Maddeler
5.4.6. Yapay ve Doğal Tarımsal Gübreler
5.5. Isıl Kirlenme

5.6. Kombine Atıklarla Meydana Gelen Kirlenme: Suya hem kimyasal, hem mikrobiyolojik, hem radyoaktif vb. birçok etken ve maddenin karışması ile suyun kirlenebileceği gibi, birden fazla kimyasal madde, yine birden fazla mikrobiyolojik etken ile kirlenmesi söz konusu olabilir.

Hijyen ve Sanitasyon Ders Notları Ünite 3

Kişisel hijyenin sağlanmasına ilişkin yapılacak her işlem veya faaliyet, kişinin kendi yaşam enerjisini belirleyecek kriterdir. Uyku düzenine, yattığı yatağının temizliğine, konforuna ve rahatlığına, vücut temizliğine, ağız ve dişlerinin temizliğine, sağlığına, el ve ayak bakımına, çalıştığı iş yerinde odasının havasına, oturduğu koltuğuna, vücuduna kalıcı ya da geçici zarar verebilecek, mikrobiyel, fiziksel, kimyasal, psikolojik etkenlerin hepsini tanıyan ve kendisinden uzak tutan kişi kişisel hijyenini sağlayan kişidir. Hijyenik yaşam alanını oluşturan kişi çok özel manada önce kendisini korur. Sonra çevresinde bulunan en yakını olan bireylere faydasını yansıtmaya başlar. Ailesi içinde bu yaşam tarzını alışkanlık hâline getirerek, çok yönlü yaşanabilir bir aile ortamı meydana getirilir. Bu yaşam tarzını benimseyen ebeveynlerde hem sağlıklı vücutları ile sağlıklı yeni bireylerin dünyaya gelmesini sağlarlar hem de bu düşünceleri ile yeni doğan bebeklerine kendileri gibi sağlıklı yaşamanın kurallarını öğretmek için ilk hijyenik seanslarını uygulamaya başlarlar. Bu durum, toplumun temelinde hijyen kültürünün oluşturulması açısından çok önemlidir. Toplu yaşam alanlarında hangi ortam akla gelirse, bu ortamlarda temizliğin sağlanması, kötü görüntünün önlenmesi, kazaların engellenmesi adına alınan önlemlerin başarısızlıklarının detayında kişilerin kendilerine göre bireysel önceliklerinin olması bulunmaktadır. Bu anlamda kişisel hijyen eksiklikleri toplumsal hijyenin sağlanmasında kanayan yara konumundadır. Kişisel hijyeni tanımlayabilen, önemini anlayan sağlıklı bireylerle sağlıklı aile, sağlıklı nesil, sağlıklı toplum örüntüsü bu şekilde kurulmuş olur.

Vücut temizliğinin sağlanması kişinin kendisini temiz ve rahat hissetmesini sağlar. Amaç kişisel hijyenin sağlanması olduğuna göre bu işlem yapılırken de hiçbir şekilde vücuda zarar verilmemeli, vücuda zarar vereceği düşünülen uygulamalardan kaçınılmalıdır. Günümüzde temizlik amacıyla o kadar fazla araç ve gereç, sabun, şampuan ve vücut şampuanı gibi temizlik ürünleri bulunmaktadır ki; bunların seçilmesinde kişinin dikkat etmesi gereken en önemli husus seçilecek olan maddenin veya ürünün vücuda kimyasal içerik olarak ve fiziksel temas itibariyle zarar vermemesi gerektiğidir. Vücudun temizlenmesi amaçlanırken, derinin doğal yapısına dikkat edilmeli, deri bütünlüğünü, florasını bozacak, tahriş edecek temizlik ürünleri kullanılmamalıdır.

Eller, üzerini örten derinin yapısından dolayı vücudu doğal olarak korumaya yönelik bir özelliğe sahiptirler. Deri üzerinde hücrelerarası boşluklarla, ter ve yağ bezlerine yerleşen bazı dirençli mikroorganizmalar buradaki deriye ait ürünleri metabolize ederek derinin doğal savunmasına yardım ederler. Böylece deride zararlı olan mikroorganizmaların uzun süre kalmalarına engel olurlar. Belirtilen bu özelliğinden dolayı ellerin olası hastalık etkenlerini minimize etmede görevlerinin olduğunu söylemek mümkündür.

• Alınan gıdaların ıslatılarak kolayca öğütülmesine yardımcı olur.

• Ağız boşluğunun pH oranını dengede tutarak dişleri ve diğer yapıları korur.

• Ağızdaki yiyecek artıklarının, bakteriler için uygun ortam sağlamasına engel olur.

• Kusma öncesinde bol miktarda salgılanarak ağız boşluğunun ve mukozasının zarar görmesini engeller. • Ağız içinin nemli tutulmasına ve rahat bir konuşmanın sağlanmasına yardımcı olur.

• Ağız içinin kurumasına engel olması ağız kokusunun meydana gelmesini de engeller.

Yeterli miktarda ve kalitede uyku ile dinlenebilmek, ancak programlı bir uyku düzenine sahip olmakla mümkün olur. Kaliteli uykuya sahip olan bir insan, vücudunun dinlenmesi ile rahat ve enerjik bir gün geçirir. Düzenli uykunun insan vücuduna olan yararları aşağıda özetlenmiştir.

  1. Vücudun sağlıklı bir şekilde çalışmasını sağlar.
  2. Öğrenme gücünü ve belleği olumlu yönde etkiler.
  3. Vücuttaki enerjinin korunmasını sağlar.
  4. Gün boyunca oksijen tüketimi artan vücut, katabolik faaliyetlerde
    bulunmaktadır. Gece ise oksijen tüketimi azalarak anabolizma faaliyetlerine geçmektedir. Böylece gece boyunca büyüme hormonu salınımı artmakta ve protein yapımı sağlanmaktadır.
  5. Kaslar gevşeyerek dinlenmeye geçmektedir.
  6. Böbrek, karaciğer, bağırsak gibi iç organlarda fonksiyonlar yavaşlamaktadır.
  7. Kortikosteroid ve adrenalin gibi yıkımlayıcı hormonların salınımı azalmakta, protein sentezi ve hücre bölünmesi artmaktadır.

Hijyen ve Sanitasyon Ünite 3 Özet

Hijyen ve Sanitasyon Kitap Özeti Ünite 3

Kişisel hijyeni tanımlayabilmek

Kişisel hijyen denildiğinde sadece mikrobiyel açıdan temizlik olgusunun sağlanması akla gelmemelidir. Kişisel hijyen bireyin sahip olduğu vücut örtüsü olan derisinden, ayak tırnaklarına, uyku sağlığından psikolojik olarak rahat bir yaşam sürmesine çok geniş bir alandan sorumludur. Kişisel olarak alınacak tedbirlerin doğru, faydalı ve hijyenik koşulları oluşturabilmesi için, kişinin hijyenik önlemi alacağı vücut bölümü ile ilgili bilgi sahibi olması çok önemlidir. Vücutla ilgili bir bölgenin etkili hijyenik önlemlerle korunması için o bölgenin anatomik yapısının ve görevlerinin bilinmesi önemlidir. Hijyenik yaşam standartlarında vücudunu yıpratmadan, sağlıklı ve daha uzun süreli kaliteli yaşam sürdürmek isteyen kişi ilk olarak vücuduna ait özellikleri tam olarak bilmeli ve korumasına ilişkin konuları gelişigüzel değil sistematik olarak düzenine göre uygulamalıdır. Vücuda zararlı etkenler hakkında bilgi sahibi olmalı, bunları mümkünse hayatından tamamen çıkarmalı (sigara, alkol, uyuşturucu v.b) veya daha az maruz kalmaya (kimyasal maddelere ve radyasyona daha az maruz kalma gibi) çalışmalıdır. O hâlde “sağlık hâlinin korunması, devam ettirilmesi ve hastalıkların engellenmesi amacıyla yapılan uygulamalar ve yardımcı koşulların hepsini birden kapsayan işlemlerin bütünüdür” şeklinde tanımı yapılan hijyenin, kişisel anlamda sağlanabilmesi için yapılabilecek her türlü faaliyete kişisel hijyen denilebilir.

Bireysel temizliği ifade edebilmek

Mükemmel bir düzenle yaratılan canlı vücudunda hücreler dokuları, dokular organları, organlar da organizmayı oluşturmaktadır. Bütün işlevleri, görevleri, vücuda gerekli olan maddeleri taşımak, zararlıları uzaklaştırmak olan bu mekanizmadaki bütün yapılar görevlerini yerine getirirken kendilerini de korumaya çalışırlar. Örnek vermek gerekirse mide kendisine gelen öğütülmüş gıda maddelerini sindirmek amacıyla hidroklorik asit ve pepsin adı verilen salgıları salgılarken, kendi ürettiği bu salgılardan kendi duvarını korumak amacıyla da mukus adı verilen koruyucu bir salgı salgılar. Aynı şekilde göz, kulak, burun gibi organlar da kendi temizliklerini ve korumalarını mümkün olduğunca kendileri yapmaya çalışmaktadırlar. Burada önemli olan husus şudur. Vücut kendi kendine temizlik ve korunma işlevini yapmaya çalışırken kişinin bu işlevleri engelleyecek tarzda eylemlerde bulunması vücudun yıpranmasına, daha kısa süreli sağlıklı kalmasına sebep olur. Bireysel temizliğin sağlanması, vücudun sağlıklı kalmasının yanında sosyal bir canlı olan insanın toplum tarafından saygınlığının artmasına da katkıda bulunur.

Vücut temizliğini açıklayabilmek

Vücut temizliği vücudumuzu saran derinin temizliği ile başlar. Derinin görevini tam olarak yerine getirebilmesi için deri yüzeyinin temiz olması gereklidir. Deride bulunan ter ve yağ bezlerinin doğal işlevleri ile salgıları üretilir ve deri yüzeyine verilir. Bu ter ve yağlar dışardan gelen toz ve diğer partiküllerle birleşerek deri yüzeyinde kir tabakası meydana getirirler. Giderilmeyen bu tabaka rahatsız edici koku yaymaya başlar. Vücuttan terin, yağın, kirin arındırılması için banyo yapılması gereklidir. Özellikle yaz günlerinde sık aralıklarla koltuk altları sabunlu suyla yıkanarak durulanmalıdır.

El, ayak ve tırnakların temizliğini anlatabilmek

Günlük hayatta en çok kullanılan organlar olan eller işlerimizi yapmamızda ayaklar, yürümede ve hareket etmede bizlere yardımcı olur. Devamlı işlev hâlinde olmaları da onların çok hızlı kirlenmelerine sebep olur. Bu durumda ellerin yemeklerden önce, sonra, iş çıkışında, eve gelindiğinde yıkanarak temizliğinin sağlanması gereklidir. Eller usulüne uygun olarak, sıvı sabun kullanılarak 40-60 saniye süreyle yıkanmalıdır. Eller yıkanırken tırnakların iç kısımları, tırnaklarla derinin birleştiği kısımlar da ihmal edilmemelidir. Yıkama işlemi sonrasında tercihen kâğıt veya bez havlular kullanılabilir. Fakat bez havlu kullanılacaksa bunların kişiye özel olması gereklidir. Ayaklar günde iki kez sabunlu suyla yıkandıktan sonra durulanarak yıkama işlemi yapılmalıdır. Yıkandıktan sonra iyice kurutularak çoraplar giyilmelidir. Ayak temizliğinin etkili olabilmesi için tercih edilen çorap ve ayakkabıya da özen gösterilmelidir. Çoraplar her gün değiştirilmeli, ayakkabılar bir kez giyildikten sonra çıkarıldıklarında en az 24 saat bekletilmelidir. İki günde bir aynı ayakkabının giyilmesi ayak sağlığı için doğru bir tercih olacaktır. El tırnakları hilal şeklinde, ayak tırnakları ise düz bir şekilde kesilerek, uç kısımları tırnak törpüleri ile düzeltilmelidir.

Saç, ağız ve diş temizliğini özetleyebilmek

Kişinin sağlıklı ve temizlik hâli hakkında ilk izlenimi oluşturan saç, diş ve ağız temizliğinin sağlanması kişinin sağlıklı olmasında çok önemlidir. Saçların temizliğinde temel temizlik için saçların şampuan, sabun gibi temizlik ürünleri ile köpüklenerek yıkanması ve suyla durulanması gereklidir. Seçilen yıkama suyunun çok sıcak ya da çok soğuk olmaması gereklidir. Saçlar her gün, bu mümkün değilse 2 günde bir yıkanması gereklidir. Temel temizlik işlemleri ile saçlar temizlendikten sonra bireysel saç özelliklerine ve tercihlere göre saç bakımları yapılabilir. Saç bakımı yapılırken saça faydalı olmak düşüncesiyle içeriği bilinmeyen kimyasal maddelerin kullanılmaması gereklidir. Bu amaçla saç bakımında kullanılacak, koruyucu veya bakım ürünü ve yöntemin belirlenmesinde uzman yardımı alınmasında fayda vardır. Ağız ve diş temizliğinin sağlanması, konuşma, gülme gibi eylemlerin sağlıklı yapılabilmesi, sindirimin sağlıklı başlaması ve güzel bir görünüşle birlikte özgüvenin sağlanması açısından önemlidir. Ağız ve diş temizliğinin sağlanmasında ilk yapılabilecek kişisel uygulama dişlerin fırçalanmasıdır. Günde en az iki kez dişler fırçalanmalıdır. Temizlik için diş ipi ve özellikle ağızda protez dişler bulunuyorsa ara yüz fırçasının kullanılması gereklidir. Çok aşırı sıcak, soğuk, şekerli yiyecekler ve gazlı içecekleri tüketmekten kaçınmak gereklidir. Karbonhidrat yönünden zengin gıdalar tüketildiğinde dişler fırçalanmalı, eğer bu hemen mümkün değilse de ağız çalkalanarak temizlenmelidir. Ağızda çok sert kabuklu yemişler, yiyecekler kırılmamalıdır. Yılda iki kez diş hekimine gidilmelidir.

Uyku hijyenini açıklayabilmek

Daha rahat, kaliteli bir uykuya sahip olmak, uykuyla dinlenebilme düzeyini artırmak, gün içinde uyanık kalma süresini artırmak, uyku bozukluklarının sebebinin belirlenerek tedavi edilmesi için gerekli tedbirlerin alınması uyku hijyenini tanımlamaktadır.

Hijyen ve Sanitasyon 2.1.7. Boyalar

Hijyen ve Sanitasyon 2.1.7. Boyalar

2.1.7.1. Azo boyaları: Skarlet kırmızısının geç iyileşen yaralar ve ülserler üzerinde yara iyileştirici etkisi vardır. Bu amaçla hazırlanan pomatları kullanılır. Pyridium ise üriner sistem antiseptiği olarak kullanılan azo boyalarındandır. İdrar kesesi, idrar yolu iltihaplanmalarında %1’lik çözeltileri kullanılır.

2.1.7.2. Akridin boyaları: Sarı renkli olan ve flavinler olarak da bilinen bu boyalar, bakteriostatik etkili antiseptik olarak yerel ve yüzeysel olarak kullanılır. Akriflavin, fenolden çok daha fazla antiseptik özelliğe sahiptir. Organik madde varlığında etkinliğini kaybetmez. Yara yüzeylerinin temizlenmesinde, 1:1000 oranında sulandırılmış çözeltileri kullanılır. Enfekte yanık yaralarında jel hâlinde kullanılır. Ayrıca bandaja alınan bölgelerde (yanık vakalarında) bandaj akriflavin çözeltisiyle ıslatılır. Rivanol, kokusuz ve sarı renkli bir tozdur. Güçlü bakterisit etkiye sahiptir. Ciltte antisepsi ve yara sağaltımında kullanılır. Tüm akridin boyalarının etkileri klorlu antiseptiklerle kullanıldıklarında baskılanır. Bu nedenle klorlu çözeltilerle kullanılmamaları gereklidir.

2.1.7.3. Rozanilin Boyaları: Jentiyan viyole, metil viyole, kristal viyole, malaşit yeşili, metilen mavisi gibi bazik boyalar antiseptik olarak kullanılmaktadır. Ağızdaki ve derideki yaralara, fungal enfeksiyonlara karşı kullanılır.

Gömme (Depolama) Metodu

Hijyen ve Sanitasyon: Gömme (Depolama) Metodu

Atıkların ayrıştırılması sonrasında geri dönüşüm ile tekrar kullanılması ve kompostlaşması mümkün olmayan atıkların bertaraf edildiği, özellikle de evsel atıkların en güvenli ve ekonomik olarak sorunsuz hâle getirildiği yöntemdir. Atıkların düzenli depolanmasında Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmeliğe göre depolanacak atıkların özelliklerini dikkate alınarak düzenli depolama alanları sınıflandırılır. Buna göre;

I. Sınıf Düzenli Depolama Tesisi: Tehlikeli atıkların depolandığı alanlar,

2. II. Sınıf Düzenli Depolama Tesisi: Belediye atıkları ve tehlikesiz atıkların depolandıkları alanlar,

3. III. Sınıf Düzenli Depolama Tesisi: İnert atıkların depolandıkları alanlar olarak belirlenmiştir.

Bu sınıflandırmaya göre depolama alanı seçilirken yerleşim birimlerinden belli uzaklıkta
Bu sınıflandırmaya göre depolama alanı seçilirken yerleşim birimlerinden belli uzaklıkta olmaları gereklidir. Buna göre yerleşim birimlerine uzaklıkları I. sınıf düzenli depolama tesislerinin en az 1 kilometre, II. ve III. sınıf depolama tesislerinin ise en az 250 metre uzaklıkta olmaları gereklidir. Yer seçiminde, orman, ağaçlandırma alanları, yaban hayatı, korunması gereken bitki örtüsü alanı, kültürel miras alanlarına olan uzaklık, yeraltı ve yerüstü sularına etkisi, doğal afetlerden etkilenme durumu (deprem, heyelan, sel erozyon) gibi zemine ait araştırmalar da yapılır. Zemin seçiminden sonra depolama yapılacak alanın zeminden sızıntılarla yeraltı su kaynaklarını kirletmemesi amacıyla önlemler alınır. Bu amaçla kazılmış ve düzeltilmiş zemin üzerine 50 cm kalınlığında sıkıştırılmış kil üzerine özel koruyucu örtü (jeomembran ve jeotekstil) ile sızıntı suyunun yeraltı suyuna geçmesi engellenir (Şekil 1.5). Bu örtü üzerine de çakıldan bir koruyucu örtü serilir. Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir husus, sızıntı sularının depolanan bölgeden deşarjını sağlayacak drenaj borularının yerleştirilmesidir

İçerik olarak organik atık yönünden zengin olan II. sınıf depolama alanlarında depo gazlarının oluşacağı risk göz önünde bulundurularak gaz drenajının sağlanması da gereklidir. Gaz drenajının sağlanması amacıyla gaz bacaları yapılır. Bu bacaların yapılış amaçları, olası gaz sıkışması ile yangınların çıkmasını önlemek ve ileriye dönük enerji dönüşümünü sağlamaktır. Depolanacak atıklar bu özel hazırlanan zeminin üzerine boşaltılır. Sıkıştırılan atıkların üzerine, ilk aşamada depo alanı için yapılan kazı işleminde çıkarılan toprak dökülür. Daha sonra üzeri en az 50 cm kalınlığında üst örtüsü ile kaplanır. Üst örtüsü olarak toprak kullanılır. Üst örtü üzeri daha sonra ağaç ve farklı bitki türleri ile yeşillendirilir. Üst kısımda spor alanı veya sera faaliyetleri için uygun alan da oluşturulabilir. (Şekil 1.6)

Hijyen ve Sanitasyon: Tıbbi Atıklar

Çevre ve insan sağlığını tehdit edebilecek mikroorganizma yükü taşıyan veya yapısındaki kimyasal bileşenleri ile temas ettiği bölgede devamlı kirliliğe sebep olabilecek özellikteki atıklardır. Hastanelerde teşhis ve tedavi amacıyla kullanılan iğne, bistüri, enjektör, jilet gibi kesici maddeler, alınan kan örnekleri, vücut sıvıları, doku ve organ numuneleri tıbbi önemi olan atıklardandır. Bunların uygun şartlarda bertaraf edilmesi amacıyla diğer katı atıklardan ayrı biriktirilmesi, toplanması gereklidir. Bu amaçla Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 22.07.2005 tarih 25883 sayılı Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliği’nde gerekli hükümler yer almaktadır.

Tıbbi atıkların özel kırmızı renkli torbalar veya kaplar içinde toplanarak, geçici depolama alanlarına teslim edilmesi gereklidir. Tıbbi atıklar geçici depolama alanlarında 48 saatten fazla olmamak koşuluyla bekletilebilir. Geçici depolama alanının sıcaklığının 4oC’nin altında olması durumunda bekleme süresi bir haftaya kadar uzatılabilir. Tıbbi atıkların bertaraf alanlarına getirilmesi ve bertaraf edilmesinden büyükşehirlerde büyükşehir belediyeleri, diğer yerlerde belediyeler veya belediyelerin yetkilerini devrettiği diğer kuruluşlar sorumludur. Tıbbi atıklar güvenli bir şekilde bertaraf tesisine getirildikten sonra güvenli bir şekilde yakılarak bertaraf edilir. Yakılacak tıbbi atıkların içinde cıva, kadminyum içeren atıklar, termometre ve termometre kırıkları, batarya ve piller, ampüller, ağır metaller, radyolojik atıklar bulunmaz. Eğer genotoksik atık mevcutsa yakma sıcaklığının en az 1100oC olması gereklidir. Enfeksiyöz atıklar ile delici, kesici atıklar da sterilizasyon işlemine tabi tutularak bertaraf edilmelidir. Bu amaçla atıkların parçalanması için atık parçalama mekanizması bulunur. Atıklar parçalandıktan sonra sterilizasyon işlemi tamamlanır. Steril edilen enfeksiyöz atıklar daha sonra evsel atıklarla birlikte düzenli depolama alanlarında bertaraf edilebilirler.

Türk Tarihi: Atabeylik Nedir?

Atabeg, atabey ya da atabekü’l-asâkir, Selçuklu Devleti’nde ve sonrasında bazı Türk devletlerinde şehzadeleri eğitip yetiştiren memurlara verilen unvandır. Atabeg tarihte Güney Kafkasya’daki devletler tarafından da kullanılmış, bu unvan Gürcücede “atabagi”, Ermenicede “atapak” biçimini almıştır. Selçuklularda şehzadeler küçük yaşlarda eyaletlere melik olarak gönderilmiştir. Kendilerini yetiştirmek ve işlerini idare etmek üzere onlara birer atabey tayin edilmiştir. Şehzadeler büyüdükten sonra da onların veziri ve kumandanı olarak kalan bu Atabeyler, onların devlet adamı olarak yetişmelerinde faydalı oluyordu ancak Atabeylerin, Melikleri sultanlığa kışkırtmak ve o sayede kendi mevkilerini yükseltmek maksadıyla sebep oldukları sarsıntılar devlete büyük zarar vermiştir.

Unvan ilk defa Selçuklularda Nizâmülmülk tarafından kullanıldı. Ancak daha önceki Türk-İslam devletlerinde de bu vazifeyi gören memurlar bulunmaktaydı. Atabeglik sonraki yıllarda eyalet yöneticiliğine küçük yaşta atanan şehzadelerin eğitim ve bakımıyla uğraşan, eyalet yönetimde de şehzadelere yardımcı olan komutan ya da diğer devlet görevlilerine verilen bir unvan olmaya başlamıştır. Melik olarak adlandırılan merkezi idareye bağlı hükümdarlıklar da atabeglik kurumu görülebilmekteydi. İlerleyen yıllarda konumları güçlenen atabegler güçlenerek Atabeglik olarak adlandırılan yarı bağımsız bazen de bağımsız hükümdarlık kurmaya başladı. 12. yüzyılda Selçuklu Devleti hakimiyeti altındaki toprakları “Atabey” unvanlı yerel yöneticiler (bugünkü Vali) tarafından Selçuklu hükümdarı adına idare edilmeye başlanmıştı. 1255 yılında Harezmşahlar Devleti’nin bölgeyi hakimiyeti alana kadar Selçuklu topraklarında Atabeylik Dönemi yaşanmıştır. Bu unvanın zamanla yerini, Osmanlılar’da da görüldüğü üzere şehzadeleri yetiştirmekle vazifeli lalalık makamına bırakmıştır.

Selçuklulardaki atabeg unvanı Gürcü sarayında da kullanılıyordu] ve “atabagi” biçimini almıştı. Başlangıçtan itibaren “atabagi”nin görevi Selçuklularda olduğu gibi tahtın vârisini yetiştirmekti. Bu unvan ilk kez Kraliçe Tamar döneminde (1184-1213) kullanıldı. Gürcü tarihçi Vahuşti’nin sözleriyle söylenirse “atabagiliğin kabul edilmesiyle spasalara artık spasalar denmiyor, atabagi deniyordu”. “Spasalari” de Gürcü kraliyeti tarafından yine Müslüman devletlerden alınan bir unvandı. Tarihçi Vahuşti’nin bu tespitine rağmen “spasalari” ve “atabagi” sonraki dönemlerde Gürcü devletinde birlikte kullanılmış unvanlardır. Zaten “spasalari” atlı askerlerle (sipahi) ilişkili bir unvanken, “atabagi” ise tahtın vârisini yetiştirmekle görevliydi. Ayrıca Gürcü sarayında “atabagi” “spasalari”nin üstünde bir konuma sahipti. Öte yandan Gürcü sarayında “amir-spasalari” unvanı taşıyan vezir de vardı. Atabagi unvanı ilk kez 1193’te İvane Mhargrdzeli’ye verildi. Bir görüşe göre ise Mhargrdzeli ailesinden olan Ahaltsiheli İvane bu unvana daha önce sahip olmuştu. 1334 yılında Kral V. Giorgi Samtshe prensi Sargis Cakeli’ye (II. Sargis) “atabagi” unvanı verdi. Gürcistan Krallığı’nın parçalanmasından sonra Samtshe prensliği “atabagi”yi hükümdarlık unvanı haline getirdi ve Samtshe Prensliği’nin adı da Samtshe-Saatabago oldu.

Vergi Denetimi Sırasındaki Haklar

Genel Vergi Hukuku: Vergi Denetimi Sırasındaki Haklar

Vergi denetimi, mükelleflerin vergiye ilişkin ödevlerini eksiksiz ve zamanında yerine getirip getirmediğinin tespiti amacıyla yapılmaktadır. Vergi denetimleri sırasında idarenin geniş yetkileri yanında, mükelleflere de birtakım hakların tanınmasıyla karşılıklı dengelerin oluşturulması amaçlanmıştır. Bu nedenle mükelleflere vergi denetimleri sırasında bazı özel haklar tanınmıştır. Bu haklar maddeler halinde şu şekilde sıralanabilir:

• Vergi inceleme elemanından kimlik gösterilmesini isteme hakkı,

• Vergi incelemesinin konusunun bildirilmesini isteme hakkı, • Vergi incelemesine başlanıldığını gösteren tutanağın bir örneğini isteme hakkı,

• İncelemenin kendi işyerinde yapılmasını isteme hakkı,

• Resmi çalışma saatleri dışında vergi incelemesi yapılmamasını isteme hakkı, • Defter ve belgelerin usulüne uygun olarak istenmesini talep etme hakkı,

• Zor durumda, defterleri ibraz için makul bir süre isteme hakkı,

• Vergi inceleme tutanaklarına kendi görüşlerinin yazılmasını isteme hakkı,

• Tutanakların bir örneğini isteme hakkı,

• Tutanak imzaladıktan sonra el konulan defter ve belgeleri isteme hakkı,

• İncelemenin belli süre içinde bitirilmesini talep etme hakkı, • Vergi incelemesinin bittiğine ilişkin resmi bir yazı isteme hakkı,

• Kendisine, kurumuna ve kurum çalışanlarına özenli davranılmasını isteme hakkı,

• Vergi inceleme raporlarının hukuka uygun yollarla tebliğini isteme hakkı,

• İnceleme sırasında meslek mensubunu yanında bulundurma hakkı,

• Tutanak tutulması sırasında yasal haklarının söylenmesini isteme hakkı,

• İnceleme raporlarının vergi mevzuatına uygunluğunun gözetilmesini isteme hakkı,

• İnceleme sırasında ve sonrasında vergi mahremiyetine uyulması hakkı,

• Fiili envanter yapıldığı durumda, inceleme elemanı tarafından onaylanan giderlerin ödenmesini isteme hakkı.

Genel Vergi Hukuku Ünite 3 Sınavda Çıkan Sorular

3. Ünite – Vergi Kanunlarının Uygulanması Soru Cevap Sınavda Çıkan Sorular ve Cevaplar Genel Vergi Hukuku

Sınavda çıkacak olan soruların cevapları Kalın Punto ve Altı Çizili Olarak Verilmiştir

1- Kanunların yer bakımından uygulanmasına ilişkin ilkelerden hangisi, kişinin tâbiiyetini/vatandaşlığını esas almaktadır?

a. Mülkîlik ilkesi
b. Ülkesellik ilkesi
c. Şahsîlik ilkesi
d. Yersellik ilkesi
e. Kaynak ilkesi

2- Bir ülkede elde edilen ve/ya da var olan iktisadî değerlerin o ülke kanunlarına göre vergilendirilmesi ilkesine ne ad verilir?

a. Kişisellik İlkesi
b. Kaynak İlkesi
c. Hukuki Güvenlik İlkesi
d. Kanunilik İlkesi
e. Şahsîlik İlkesi

3- Gelir Vergisi Kanunu tam mükelleflerin vergilendirilmesinde hangi ilkeyi benimsemektedir?

a. Mülkîlik İlkesi
b. Ülkesellik İlkesi
c. Yersellik İlkesi
d. Şahsîlik İlkesi
e. Hukuki Güvenlik İlkesi

4- Kurumlar Vergisi Kanunu, dar mükelleflerin vergilendirilmesinde hangi ilkeyi benimsemektedir?

a. Şahsîlik ilkesi
b. Kaynak ilkesi
c. Kanunilik ilkesi
d. Varış ülkesinde vergileme ilkesi
e. Mülkîlik ilkesi

5- Kanun metninde hangi tarihte yürürlüğe gireceğine dair herhangi bir hüküm yok ise kanun ne zaman yürürlüğe girmektedir?

a. Resmî Gazete’de yayın tarihinde
b. Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul tarihinde
c. Resmî Gazete’de yayınlandığı tarihden itibaren 6 ay sonra
d. Resmî Gazete’de yayınlandığı tarihten itibaren 1 ay sonra
e. Resmî Gazete’de yayın tarihinden itibaren 45 gün sonra

6- Aşağıdakilerden hangisi, kanunların yürürlükten kalkması hâllerinden biri değildir?

a. Anayasa Mahkemesi’nin kaldırma kararı vermesi
b. Sürenin dolması
c. İhtiyaçlara cevap veremez hâle gelmesi
d. Aynı alanı/konuyu düzenleyen yeni bir kanunun yürürlüğe girmesi
e. Yeni bir kanunda aynı konuda farklı bir düzenlemenin yapılmış olması

7- Sonradan yürürlüğe konulan kanunda önceki kanunun veya belirli hükümlerinin yürürlükten kaldırıldığının belirtilmesi hâline ne denir?

a. Sürenin dolması sonucu yürürlükten kalkma
b. İhtiyaca cevap verememe yüzünden yürürlükten kalkma
c. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile yürürlükten kalkma
d. Açık (sarih) yürürlükten kaldırma
e. Üstü kapalı (zımni) yürürlükten kaldırma

8- Yürürlükte bulunan bir kanun hükmünün düzenlediği bir konuda yeni bir kanun hükmünün yürürlüğe konulması, fakat önceki hükmün yürürlükten kaldırıldığının belirtilmemesi hâline ne denir?

a. İhtiyaca cevap vermemesi yüzünden yürürlükten kalkma
b. Açık (sarih) yürürlükten kaldırma
c. Üstü örtülü (zımni) yürürlükten kaldırma
d. Sürenin dolması sonucu yürürlükten kalkma
e. Anayasa Mahkemesinin kaldırma kararı ile yürürlükten kalkma

9- Kanunların geçmişe yürütülmemesi ilkesi ne anlama gelmektedir?

a. Kanunların yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki olaylara uygulanması
b. Kanunların yürürlüğe girdikleri tarihten önceki olaylara uygulanması
c. Kanunların o devletin vatandaşlarına uygulanması
d. Kanunların o ülkede gerçekleşen tüm iktisadî faaliyetlere uygulanması
e. Kanunların yürürlükten kalktıktan sonraki olaylara uygulanmaması

10-Kanunların anlam bakımından uygulanması ne anlama gelir?

a. Kanunların yürürlüğe girmesi
b. Kanunların yürürlükten kalkması
c. Kanunlarının yorumu
d. Kanunlarının geleceğe yürütülmemesi
e. Kanunların şahıs bakımından uygulanması

Genel Vergi Hukuku Ünite 1 Soru Cevap

Ünite 1 Soru-Cevap Genel Vergi Hukuku Sınavda Çıkan Sorular ve Cevapları

Sınavda çıkacak olan soruların cevapları Kalın Punto ve Altı Çizili Olarak Verilmiştir

1- Aşağıdakilerden hangisi vergi hukukunun kapsamınagirmemektedir?

a. Kira geliri
b. Harç
c. Vergi
d. Benzeri malî yükümlülük
e. Vergi Cezaları

2- Vergi hukukunun bağımsızlığı konusunda aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

a. Vergi hukuku, idare hukukunun ve medeni hukukun
karışımı bir hukuk dalıdır.
b. Vergi hukuku özel hukukun bir alt dalıdır
c. Vergi hukuku bağımsız bir hukuk dalıdır.
d. Vergi hukuku ticaret hukukunun bir alt dalıdır.
e. Vergi hukuku idare hukukunun özellikli bir bölümüdür.

3- Aşağıdakilerden hangisi Vergi Usûl Hukukunu düzenleyen temel kanundur?

a. İdari Yargılama Usulü Kanunu
b. Hukuk Muhakemeleri Kanunu
c. Ceza Muhakemesi Kanunu
d. Vergi Usul Kanunu
e. Gelir Vergisi Kanunu

4- Aşağıdakilerden hangisi vergi hukukunun özelliklerinden değildir?

a. Kamu hukuku alanında yer alan bir hukuk dalıdır.
b. İrade serbestisi esasını benimser.
c. Tarafların eşitliği esasına dayanmaz.
d. Vergi hukuku kuralları emredici niteliktedir.
e. Vergiler ancak kanunla konulur, değiştirilir ve kaldırılır.

5- Aşağıdakilerden hangisi genel vergi hukukunun alt dallarından değildir?

a. Kamu/Vergi İcra Hukuku
b. Vergi Yargılaması Hukuku
c. Özel Vergi Hukuku
d. Vergi Ceza Hukuku
e. Vergi Usul Hukuku

6- Aşağıdaki hukuk dallarından hangisi kamu hukuku bölümünde yer almaz?

a. Anayasa Hukuku
b. Ceza Hukuku
c. Miras Hukuku
d. İdare Hukuku
e. Vergi Hukuku

7- Aşağıdakilerden hangisi kamu/vergi icra hukukunu düzenleyen temel kanundur?

a. İcra ve İflas Kanunu
b. Vergi Usul Kanunu
c. Hukuk Muhakemeleri Kanunu
d. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun
e. Ceza Muhakemesi Kanunu

8- Vergi kabahatleri ve suçları hangi kanunda düzenlenmektedir?

a. Türk Ceza Kanunu
b. Vergi Usul Kanunu
c. Kabahatler Kanunu
d. Ceza Muhakemesi Kanunu
e. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun

9- Vergi ödevi, 1982 Anayasası’nın kaçıncı maddesinde düzenlenmektedir?

a. 61
b. 90
c. 125
d. 73
e. 167

10- Aşağıdakilerden hangisi özel vergi hukukunun kapsamında yer almaz?

a. Vergi cezaları
b. Kurumlar Vergisi
c. Damga Vergisi
d. Banka ve Sigorta Muameleri Vergisi
e. Özel İletişim Vergisi

Hayvansal Ürün Üretim Miktarları ve Verimleri

Hayvancılık Ekonomisi: Hayvansal Ürün Üretim Miktarları ve Verimleri

Türkiye’de 1990-2009 yılları arası türlerine göre kesilen hayvan sayıları ve kesim sayılarındaki yüzde değişim Tablo 8.5’de sunulmuştur.

Tablo incelendiğinde, 1990 yılına göre 2009 yılında, kesilen sığır sayısında %45,6 oranında; manda sayısında %94,3; koyun sayısında %22,4 ve keçi sayısında %44,7 oranlarında azalmalar görülmektedir.

Diğer taraftan aynı dönemde; 1990 yılı itibariyle 506.995 ton olan toplam kırmızı et üretimi, 2009 yılında %18,6 oranında azalarak 412.599 tona düşmüştür. Toplam et üretimi içinde sığır eti üretiminin payı ise %64,9 oranından %78,8 oranına çıkmıştır. Ancak manda, koyun ve keçi eti üretim payları farklı oranlarda düştüğü görülmektedir. Türkiye’de 2007 yılı itibariyle kişi başına düşen toplam et tüketimi 24,40 kg olup, toplam tüketim içerisinde; kırmızı et 10 kg, tavuk eti ise 14,40 kg civarındadır. Ancak aynı yılda kişi başına toplam et tüketimi AB ortalaması 86,16 kg, ABD ortalaması 122,79 kg’dır. Diğer taraftan aynı yılda kişi başına toplam süt tüketimi Türkiye’de 138,7 kg iken, AB’de 241,4 kg, ABD’de 253,8 kg’dır. Görüldüğü üzere ülkemizde kişi başına et ve süt tüketim düzeylerinin son derece düşük olduğu görülmektedir. Türkiye’de 1990-2009 yılları arası hayvan türleri itibariyle ortalama karkas verimlilikleri Tablo 8.6’da verilmiştir.

Tablonun incelenmesinden, Türkiye’de 2009 yılı itibariyle ortalama karkas verimlilikleri sığırda 216,6 kg/baş, mandada 206,9 kg/baş, koyunda 18,7 kg/baş ve keçide 19,2 kg/baş olup, genelde yıllar itibariyle ortalama karkas ağırlıklarında artış olduğu görülmektedir. Türkiye’de 1990-2009 yılları arası hayvan türlerine göre süt üretimi ve değişimi Tablo 8.7’de gösterilmiştir. Tablo incelendiğinde, 1990 yılından 2009 yılına toplam inek sütü üretim miktarının %45,5 oranında arttığı ancak, toplam manda sütü üretim miktarının %81,4; toplam koyun sütü üretim miktarının %35,9 ve toplam keçi sütü üretiminin %43,1 oranında azaldığı görülmektedir. Türkiye toplam süt arzının önemli bir kısmını oluşturan inek sütü üretim miktarının artmasına paralel olarak, aynı dönemde Türkiye toplam süt üretim miktarı %30,4 oranında artmıştır. Türkiye’de 1990 yılından 2009 yılına toplam süt üretimi içerisinde inek sütünün payı %82,77 oranından %92,35 oranına çıkmıştır. Diğer taraftan aynı dönemde manda, koyun ve keçi varlığının azalmasına paralel olarak toplam süt üretim miktarları düşmüş ve bunun sonucu olarak da toplam süt üretimi içerisindeki payları azalmıştır.

Tablonun incelenmesinden, 1990 yılından 2009 yılına hayvan başına süt üretim miktarının sığır, manda, koyun ve keçide sırasıyla %107,5; %6,7; %62,5 ve %87,5 oranında arttığı görülmektedir. Diğer taraftan Türkiye’de aynı dönemde inek başına ortalama süt miktarı önemli ölçüde artarak 2.803 kg’a ulaşmıştır. Türkiye’de hayvan başına inek sütü üretim miktarındaki artış, sığır sürü kompozisyonunda aynı dönemde artan kültür ırkı ve kültür melezi oranı ile açıklanabilir. Dünya Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre AB’de ortalama karkas verimi 280,0 kg, hayvan başına ortalama süt verimi ise 6.117 kg’dır. Yukarıda incelenen gerek karkas, gerekse süt ortalama verimlilik düzeylerimizin yetersizliği açıkça ortaya çıkmaktadır

Hücre Organelleri: Golgi Aygıtı

Temel Veteriner Genetik Hücre Organelleri: Golgi Aygıtı

Golgi aygıtı ribozomlarda sentezlenen proteinlerin işlenerek endozom, lizozom, plazma zarı ve salgı gibi hedef bölgelerine gönderilmek üzere sınıf­landırılıp paketlendikleri organeldir. Aynı zamanda glikolipidlerin ve sfingomiyelinin de sentezlenmesinden sorumludur. Özet olarak golgi aygıtı salgı metabolizması boyunca meydana gelen hücresel ürünlerin sınıf­landırılıp işlenmesi ile görevlidir (Resim 2.4)

Hem bitkisel hem hayvansal hücrelerde bulunan golgi, sisterna olarak bilinen kıvrımlı zar kümelerinden oluşur. Özellikle bitki hücrelerinde bulunan diktozom adlı Yunanca, dictyon: ağ + soma: cisim özgün bir küme bulunur. Bir memeli hücresinde genellikle 40’tan 100’e kadar küme gözlenir. Bir kümede genellikle dört veya sekiz sisterna bulunur.; ancak bazı Protistalarda sisternaların altmışa kadar çıktığı gözlenmiştir. Her sisterna, onu boydan boya geçen kargo proteinlerine yardım eden veya onlara yardım eden özel golgi enzimlerini içeren yassı, etrafı zarlarla çevrili disklerden oluşur. Sisterna kümesinin dört işlevsel bölgesi vardır: cis golgi ağı, medial golgi, endo golgi ve trans golgi ağı. Endoplazmik retikulumden veziküler tübüler küme aracılığıyla gelen veziküller, ağ örgüsüyle kaynaşır ve daha sonra paketlenip hedef noktalara gönderildikleri trans golgi ağı boyunca işlenir. Her bölge, bulundukları yere göre içerikleri seçici olarak modifiye eden farklı enzimler içerir. Sisternalar aynı zamanda kendi onarımları için gereken yapısal proteinler taşır.

Oldukça büyük boyutundan dolayı, golgi aygıtı keşfedilip ayrıntılarıyla incelenen ilk organellerden biridir. Bu aygıt ilk defa 1897 yılında İtalyan tabip Camillo Golgi tarafından sinir sistemi üzerinde yapılan bir inceleme sonucu keşfedilmiştir. Bu organeli kendi mikroskobunda ilk keşfinde yapıyı apparato reticolare interno (Türkçe: dahili ağsı aygıt) olarak adlandırdı. Bu yapının adı, keşfinden 1 yıl sonra Camillo Golgi’nin soyadıyla yeniden adlandırıldı. Ancak bazıları ilk başlarda keşiften şüphe duydu, bu yapının aslında sadece Golgi’nin gözlem tekniğinden kaynaklanan bir optik yanılsama olduğu iddia edildi. 20. yüzyılda modern mikroskopların gelişmesiyle keşif doğrulandı.

Oligopol Türleri Nelerdir?

İktisada Giriş Oligopol Türleri

Oligopolleri, oligopol piyasasında üretilen ürünlerin homojen veya heterojen (farklılaştırılmış) olmasına göre “saf oligopol” ve “farklılaştırılmış oligopol” olmak üzere iki sınıfta toplayabiliriz.

Eğer oligopol piyasasında üretilen ürünler homojen ürünlerden oluşuyorsa bu tür oligopole saf oligopol denir. Bu tür oligopolde üretilen malların homojen olmasından dolayı firmaların birbiriyle olan karşılıklı bağımlılıklarının derecesi yüksektir. Çünkü firmalar birbirinden farksız (tamamen aynı-homojen) mallar ürettiğinden dolayı, bir firmanın kendi ürününün fiyatında yapacağı en küçük değişiklik rakip firmaların ürün satışları üzerinde doğrudan etki meydana getirir. Dolayısıyla bu tür oligopolde oligopolcünün fiyat üzerinden rekabet etmek yerine fiyat dışı yollardan (reklam, promosyon v.b.) rekabet etmesi daha doğru olacaktır.

Eğer oligopol piyasasında üretilen ürünler farklılaştırılmış (heterojen) ürünlerden oluşuyorsa bu tür oligopole farklılaştırılmış oligopol denir. Farklılaştırılmış oligopolde firmaların ürettiği ürünler birbirlerinden bariz biçimde farklıdır ve ürünlerdeki bu farklılaşmanın derecesi arttıkça, firmaların birbirleriyle olan karşılıklı bağımlığın derecesi de azalmaktadır. Bundan dolayı farklılaştırılmış oligopolde bir firmanın kendi ürününün fiyatında yapacağı değişiklik rakip firmaların ürün satışları üzerinde saf oligopole nazaran daha az etki yapar. Bu tür oligopolde firmalar rekabetini fiyat üzerinden yapabileceği gibi fiyat dışı yollardan da yapabilirler. Ayrıca farklılaştırılmış oligopollere gerçek hayatta saf oligopollere nazaran daha sık rastlandığını belirtmekte fayda vardır.

Oligopolcüler arası karşılıklı bağımlığın çok yüksek olduğu durumda, oligopolcüler kârlarını bir grup hâlinde maksimize edip-etmemelerine göre tam oligopol ve kısmi oligopol olmak üzere iki sınıfta toplayabiliriz. Eğer firmalar arasındaki karşılıklı bağımlılık çok yüksek ise ve oligopolcüler kârlarını bir grup halinde maksimize etmeyi tercih ederlerse bu tür oligopole tam oligopol denir. Eğer firmalar arasındaki karşılıklı bağımlılığın çok yüksek olmasına rağmen, kârlarını bir grup hâlinde maksimize etmeyi tercih etmezlerse bu tür oligopole de kısmi oligopol denir.

İktisada Giriş Ünite 3 Özet

İktisada Giriş Ünite 3 Özet

Talep, Talep Kanunu, Bireysel Talep Eğrisi, Piyasa Talebini Açıklamak

Talep, diğer faktörler sabit iken belirli bir zaman diliminde tüketicilerin bir mal veya hizmetten farklı fiyat düzeylerinde satın almak istedikleri miktardır. Talep Kanunu, diğer faktörler sabit iken, belli bir zaman diliminde bir malın fiyatı ile o maldan tüketicilerin satın almak istediği miktar arasındaki ters yönlü bir ilişkiyi ifade eder. Bireysel talep eğrisi ise diğer faktörler sabit iken bir tüketicinin bir mal veya hizmetten talep ettiği miktarlar ile malın farklı fiyat düzeyleri arasındaki fonksiyonel ilişkiyi ortaya koyan eğridir. Bir mal veya hizmet piyasasında tüketicilerin her birine ait bireysel talep eğrilerinin her bir spesifik fiyat düzeyi için yatay olarak toplanmasıyla piyasa talep eğrisine ulaşılır.

Arz, Arz Kanunu, Bireysel Arz Eğrisi, Piyasa Arzını Açıklamak

Arz, diğer faktörler sabit iken belirli bir zaman diliminde üreticilerin bir mal veya hizmetten farklı fiyat düzeylerinde satmak istedikleri miktardır. Arz Kanunu, diğer faktörler sabit iken, belli bir zaman diliminde bir malın fiyatı ile o maldan üreticilerin satmak istediği miktar arasında aynı yönlü bir ilişki olmasını ifade eder. Firma arz eğrisi, diğer faktörler sabit iken bir üreticinin bir mal veya hizmetten satmak istediği miktarlar ile malın farklı fiyat düzeyleri arasındaki fonksiyonel ilişkiyi ortaya koymaktadır. Piyasa arz eğrisi firma arz eğrilerinin her bir fiyat düzeyi için yatay toplamı sonrasında elde edilmektedir.

Piyasa Dengesini, Artık ve Kıtlık Kavramlarını ve Dengedeki Değişmeleri Analiz Etmek

Tüketicilerin bir mal veya hizmetten satın almak istediği miktar ile üreticilerin satmak istediği miktarın birbirine eşit olduğu noktada oluşan fiyat düzeyine piyasa denge fiyatı ve miktara da piyasa denge miktarı denir. Piyasa denge fiyatının altında yer alan bir fiyat düzeyinde talep edilen miktarın arz edilen miktardan daha büyük olduğu bir duruma kıtlık; piyasa denge fiyatının üstünde yer alan bir fiyat düzeyinde arz edilen miktarın talep edilen miktardan daha büyük olduğu bir durum artık olarak ifade edilir. Bir malın piyasa arz eğrisi değişmiyor iken, talebi etkileyen faktörlerin birinde meydana gelecek değişim karşısında malın piyasa talebi artarsa talep eğrisi sağa kayacak, bu kayma sonrasında, yeni piyasa dengesi daha yüksek bir denge fiyatı ve miktarında kurulacaktır. Bir malın piyasa talep eğrisi değişmiyor iken, arzı etkileyen faktörlerin birinde meydana gelecek değişim karşısında malın piyasa arzı artarsa arz eğrisi sağa kayacak, yeni piyasa dengesi daha düşük bir denge fiyatı ile daha yüksek bir denge miktarında kurulacaktır. Piyasa arz ve talep eğrilerinin eş anlı birlikte artışı sonrasında piyasa denge miktarının artacağının kesin olmasına karşın, piyasa denge fiyatının ne olacağı belirsizdir. Piyasa talep eğrisindeki kayma piyasa arz eğrisindeki kaymaya nazaran daha fazla olursa, bu durumda hem piyasa denge fiyatı hem de piyasa denge miktarı artacaktır. Piyasa arz eğrisindeki artış (sağa kayma) talep eğrisindekinden daha fazla ise, böyle bir durumda piyasa denge fiyatı düşecek ve piyasa denge miktarı artacaktır. Piyasa arz eğrisinin sola ve talep eğrisinin sağa doğru eş anlı olarak ters yönlerde kaydığı durumda her halükarda piyasa denge fiyatı yükselecektir, fakat piyasa denge miktarının ne olacağı belirsizdir. Arz eğrisindeki sola kaymanın (arzda azalış) talep eğrisindeki sağa kaymadan(talepte artış) daha küçük olduğu durumda, piyasa denge fiyat düzeyi yükselirken, piyasa denge miktarı da yükselir. Arz eğrisindeki sola kaymanın talep eğrisindeki sağa kaymadan daha büyük olduğu durumda piyasa denge fiyatı yükselirken, piyasa denge miktarı düşmektedir.

Tedarik Zinciri Ünite 3 Soru Cevap

Tedarik Zinciri Soru Cevap Ünite 3 Cevaplar Kalın Punto İle belirtilmiştir

1-) Yaşamlarını ve çalışanlarının yararlarını sürdürecek şekilde kullanımı amaçlayan mal/ hizmet satın alma aşağıdaki hangi organizasyon türü için uygundur?

a. Aracılar
b. Kurumlar
c. Endüstri
d. Üreticiler
e. Devlet

2-) Tedarikçinin alıcı gereksinimlerini karşılamada göstereceği esneklik derecesi satın alma değişkenlerinden hangisini ifade etmektedir?

a. Fiyat
b. Kalite
c. Miktar
d. Duyarlık
e. İtibar

3-) Aşağıdakilerden hangisi satın almada enformasyonu gerektiren unsurlardan biri olarak kabul edilemez?

a. Fiyat
b. Nitelik
c. Nicelik
d. Teknik özellikler
e. İşe ilişkin koşullar

4-) Aşağıdakilerden hangisi, alıcı-tedarikçi arasındaki ilişkileri gösteren bireysel faktörlerden biridir?

a. Deneyimler
b. Teknoloji
c. Strateji
d. Yapı
e. Çalışanlar

5-) İlişkilerin sürekliliği bakımından tedarik zincirinde daha çok kazan-kaybet düşüncesini içeren tür aşağıdakilerden hangisidir?

a. Dikey bütünleşme
b. Ortak girişimler
c. Stratejik işbirlikleri
d. Tarafların bağımsız ve eşit koşullardaki ilişkileri
e. Birinin diğeri üzerinde hakimiyeti olmayan ilişkiler

6-) Aşağıdakilerden hangisi, bireysel şebekeler kapsamındadır?

a. Ortak amaçlara dayalı şebekeler
b. Ortak değerlere uyuma dayalı şebekeler
c. Toplumsal bağlılığa dayalı şebekeler
d. Sosyal ağlara dayalı şebekeler
e. Dostluk ve güvene dayalı şebekeler

7-) Tarafların anahtar rol oynayacak uzun dönemli amaçlarının bulunması ve ilişkilerin her iki tarafın stratejik amaçları ile uyumlu olması başarılı bir işbirliği yaratmada hangi faktörün kapsamına girmektedir?

a. Güvenilirlik
b. Önem
c. Yatırım
d. Bilgi
e. Bütünleşme

8- ) Aşağıdakilerden hangisi, tedarik zincirinde bütünleşmeyi arttıran faktörlerden biri değildir?

a. Artan maliyet rekabeti
b. Daha yüksek kalite
c. Daha hızlı ürün geliştirme süreci
d. Daha uzun ürün yaşam seyri
e. Ürün sunumlarının küreselleşmesi

9-) Aşağıdakilerden hangisi tedarik zincirindeki ilişki türlerinden bütünleşme kapsamında yer alır?

a. Bağımsız ilişkiler
b. Ortak operasyon
c. Ortak girişim
d. İşbirliği
e. Ortak düzenleme

10-) Aşağıdaki ifadelerden hangisi operasyonel ortaklıklar kapsamına girer?

a. Faaliyetlerin yerine getirilmesi ortaklardan birine dayalıdır.
b. Riskler her zaman taraflardan biri için daha büyüktür.
c. Bilgi analizleri ortaklaşa yapılır ve taraflarca paylaşılır.
d. Bilgi seçici temele dayalı olarak paylaşılır.
e. Bilgi nadiren paylaşılır.

Satın alma ve tedarik sözcükleri, genel olarak aynı anlamda kullanılmaktadır. Ancak tedarik kavramının satın alma kavramına göre daha geniş bir anlamı olduğunu altını çizerek söyleyebiliriz ve her durumda bu kavramın malların, üretim ya da satış için gerekli girdilerin ve hizmetlerin edinimini(kazanımı-elde edilmesi) kapsadığını söyleyebiliriz. Başka bir deyişle bu kavram, malların, girdilerin ve hizmetlerin para karşılığı değişiminden farklı bir amaçla elde edilmesini ifade etmektedir. Satın alma kavramı “üretimde kullanılmak ya da yeniden satmak üzere bir işletme tarafından satın alınan, kiralanan ya da bir diğer yasal yollarla gereksinim duyulan donanım, malzeme, parça tedariki ile hizmet elde etme sorumluluğunu kapsayan bir işlev” şeklinde tanımlanmaktadır.

Satın alma sürecinin müzakere aşamasına ilişkin beceri satın alma sorumluları için bir ön koşuldur. Satın alma sürecindeki müzakereler, teslim günü, imalat zamanı, kalite, miktar ve indirimler gibi çok sayıdaki önemli alım değişkeninden oluşmaktadır. Ancak, fiyat her zaman diğer değişkenlere göre önemli bir faktördür ve satın alma görevlileri fiyat ve diğer faktörler arasındaki kıyaslamalarda değişimi gerçekleştirirken çok dikkatli olmak zorundadırlar.

Enformasyona ilişkin gereksinim duyulan unsurlar aşağıda belirtilen konular; fiyat, nitelik, teknik özellikler ve işe ilişkin koşullar (tedarikçinin koşulları, ödeme şartları, teslim, satış sonrası destek, mülkiyet devri, sigorta vb.) olarak sıralanabilir

Tedarik zincirinde ilişkilerin süreklilik açısından birbirinden farklı altı türü bulunmaktadır.

• Tarafların bağımsız ve eşit koşullardaki ilişkileri
• Birinin diğeri üzerinde hâkimiyeti olmayan ilişkiler
• Ulusal müşterilerle ilişkiler
• Stratejik işbirlikleri
• Ortak girişimler
• Dikey bütünleşme

Tedarik zincirindeki müşteriler ve tedarikçiler arasındaki güven derecesi, tedarik zinciri içerisinde yer alan organizasyonlar arasında bilgi ve malzeme akışını daha kolay ve etkin bir hale getirir. Gelişmiş bir müşteri- tedarikçi ilişkisinin kilit unsuru, herkesin beklentilere göre hareket ettiğini ve belirtilen amaçları karşıladığının garanti edilmesine yardımcı olan bir amaç performans ölçüm sisteminin oluşturulmasıdır.

Ortak girişimde her iki taraf yatırımını finansal olarak ortaya koyar ve anlaşma koşullarına göre bu girişimden elde edilen kazancı paylaşır. Çoğunlukla ortak girişim ana işlerden ayrı ve bağımsızdır. İşletme ortak girişim konusunu kapsayan belirlenmiş amaca dayalı olarak kurulur. Buna karşın, stratejik işbirlikleri ise, her zaman karşılıklı yatırımları içermeyebilir. Bu tür işbirliklerinde daha sık olarak, pazarları veya bazı tesisleri paylaşmak yerine taraflar bağımsız örgütler olarak rollerini oynarlar.

İşletme dışı iş ortaklarının sunabilecekleri üç olası avantaj söz konusudur: Ölçek—İşletme dışı iş ortakları daha fazla kullanım oranına sahip geniş müşteri kitlesi ve düşük birim maliyet avantajına sahip olmaları nedeniyle hizmetleri daha ucuza sağlarlar. Ayrıca bu tarz işletmeler üretim miktarının herhangi bir imalat kapasitesi yatırımı yapılmadan hızlı bir biçimde arttırılmasında fayda sağlarlar. Kapsam—Yeni pazar ve yeni coğrafyalara açılma isteğinde olan işletme için dış kaynaklardan yararlanma yeni bölgelere erişim olanağı sağlarlar Teknolojik uzmanlık—Dış kaynaklardan yararlanma ile işletmenin içsel olarak geliştirmesi gereken ve önemli yatırım harcamaları gerektiren üretim ya da süreç teknolojilerinde uzmanlaşma elde eder.